Singapur – Malezya – Tayland Gezisi

Uzun bir süresir gitme planı yaptığımız Singapur-Malezya-Tayland gezisini nihayet gerçekleştirme fırsatı bulduk. 2 hafta boyunca toplam 3 ülkede 6 şehir gezdik. Kimisinde kültür turizmi yaparken kimisinde tatil turizmi yaptık ve ziyaret ettiğimiz her yerden büyük bir memnuniyetle ayrıldık. Aşağıda ülke olarak 3 parça halinde gezi detaylarına ulaşabilirsiniz.

Singapur Malezya Tayland
Bayrak      
Yönetim Şekli Cumhuriyet Federal Parlementer Monarşi Parlementer Monarşi
Resmi Dil İngilizce, Malayca, Çince, Tamilce Malayca Tayca
Yüzölçüm 710 km2 329,847 km2 513,120 km2
Nüfus (2014) 4.987.600 29.784.600 67.367.962
Kişi Başına Gelir $ 56.226 $ 16.942 $ 8.239
Para Birimi Singapur Doları (SGD) Malezya Ringiti (MRY) Tayland Bahtı (TBH)
Zaman Dilimi UTC+8 UTC+8 UTC+7
Trafik Akışı Sol Sol Sol
Telefon Kodu +65 +60 +66
Internet .sg .my .th
Reklamlar

Tayland

Phuket Adası

Phuket Adası, Tayland’ın dünyaca ünlü turizm adası olup muhteşem denize ve harika plajlara sahiptir. Deniz suyu o kadar temiz ki su altı görüşü çok uzun olup dünyada ki en iyi 10 dalma mekanlarından birisi olarak kabul ediliyor. Ada yüzölçümü olarak oldukça büyük olup pek çok noktasında yerleşim bulunuyor. Merkezi adanın güney doğusunda kalsa da en popüler yeri bizim de konaklamak için tercih ettiğimiz batı kıyısındaki Patong sahil bölgesidir. Ada köprü ile anakaraya bağlı olmakla birlikte adanın kuzeyinde bulunan uluslararası havaalanı ile pek çok noktadan erişim sağlanabiliyor. Yakın zamanda THY’nin de Türkiye’den direkt uçuşları başlayacakmış.

Kuala Lumpur’dan akşam 19:00’da kalkan uçağımız saat 20:00’de Phuket Havaalanı’na iniş yaptı. Penang Havaalanı’nda karşılaştığımız sürprizin benzerine burada da karşılaştık. Tüm turistler hızla pasaport kontrolünden geçerken sıra bize geldiğinde görevli bizim Türk pasaportunu görünce yetkili başka bir çalışanı çağırdı. Yetkili çalışan pasaportlarımızı alıp bizi 15-20 dk beklettikten sonra ülkeden çıkış için uçuş bilgilerimizi aldı ve onay işlemlerimizi tamamladı. Hem Malezya’da hem Tayland’da karşılaştığımız bu muameleye anlam veremedik.

Havaalanından adanın pek çok noktasına taksi ve dolmuş servisi bulunuyor. Zaten başka alternatif de yok. Hem taksi hem dolmuş için merkezi bir noktadan ödeme yapıp fiş alıyorsunuz. Yani fiyatlar sabit. Taksi kullanmak isterseniz doğal olarak daha fazla ücret ödeyip beklemeden hareket ediyorsunuz. Ancak daha hesaplı olan dolmuşta ise yeterli sayıya ulaşılması için beklemek gerekiyor. Biz 100 baht karşılığı dolmuş bileti aldık ancak sonrasında çok uzun süre beklediğimiz için keşke taksi kullansaydık dedik. Sayı tamamlanıp dolmuş kalkınca bir an önce otelimize gitme hayali kurarken dolmuş yol üstünde bir yerde durdu. Burada bizden kalacağımız otel isimleri alındı (dolmuş otele kadar bırakıyor) ve çeşitli turların reklamı yapılıp satın almak isteyip istemediğimiz soruldu. Biz tur işini sonrasına bırakıp diğer yolcuları bekledikten sonra nihayet tekrar yola koyulduk. Otelimize vardığımızda saat 24:00 olmuştu.

Booking.com üzerinden bulduğumuz Oscar Boutique Otel, Patong sahilinden biraz içeride güney kesimde yer alıyor. Yürüyerek sahile 10 dk mesafede olan bu otele 3 gece için 1620 baht ödedik ve genel olarak memnun kaldık. Saat geç olduğu için gezme işini yarına bırakarak uykuya daldık.

Sabah kahvaltı sonrası doğruca Patong sahilinine gittik. Biraz güneşlenip denize girdikten sonra öğleye doğru fil safarisine katılmak için sahil boyu sıralanan tur acentalarından fiyat öğrendik. Tüm acentalarda aşağı yukarı benzer fiyatlar verilmekle birlikte yapacağınız pazarlığa göre fiyatı aşağı çekmeniz muhtemel. Biz yarım saatine 1500 baht ile anlaştığımız fil safarisi için bize verilen saate kadar vakit geçirmek üzere tekrar sahilde döndük. Zamanı geldiğinde acenta önünden bindiğimiz komyonet tarzı araçla kuzeye doğru şehrin dışına hareket ettik ve biraz içeride ormanlık alanda bulunan çiftliğe geldik. Filin üzerine orman içine doğru gezinti şeklinde geçirdiğimiz 30 dk oldukça keyifliydi. Sonrasında çiftlikte bulunan evcil maymunla fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmeden aynı kamyonetle sahile döndük ve akşama kadar kalan zamanımızı da yine güneşlenip denize girerek geçirdik.

Akşam oldukça hareketli olan sokaklarda yoğunluk Bangla Road sokağında adeta tavan yapıyordu. Trafiğe kapalı sokakta barlardan taşan müzik, çılgınlar gibi içip dans eden insanlar, her köşe başında yapılan gösteriler hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir eğlencenin parçalarıydı. Her adımda özellikle de cinsel içerikli şovlara sizi içeri davet eden insanlar bir noktan sonra can sıksa da ortamda bulunmak inanılmaz bir deneyimdi. Epey bir gezintiden sonra Tayland’ın ünlü masajı ile rahatlamak için masaj salonu aramaya başladık. Bu konuda alternatif çok zira her adım başı bir masaj salonu ile karşılaşıyorsunuz. Tek dikkat edilmesi gereken konu bazı salonların cinsel içerikli olması ki çalışanların giyim kuşamından bunu da rahatlıkla anlıyorsunuz. Ürün çeşidi de inanılmaz fazla. Biz sahil yolunda gözümüze kestirdiğimiz Lily Massage adlı masaj solonuna girerek 250 baht karşılığı 1 saatlik sırt ve boyun masajı yaptırdık. Masaj Ardından bir süre daha gezip ertesi gün için planladığımız ünlü Phi Phi ada turu için uygun fiyatlı bir acenta aradık ve bir acenta ile kişi başı 1300 baht üzerinden anlaşarak otelimize döndük.

Ertesi sabah erkenden kalkıp Phi Phi ada turu için servisin bizi otelimizden almasını bekledik. Gelen minibüse binerek diğer otellerden de başka katılımcıları alarak adının güney doğusundaki merkeze hareket ettik. Merkezde geldiğimiz limanda bizim gibi pek çok noktadan gelen diğer katılımcılarla birleşerek gezimiz hakkında yapılan bilgilendirmeleri dinledik. Bu esnada çay ve kahve servisi yapıldı. Ardından sürat teknelerine geçerek yaklaşık 1 saatlik deniz yolculuğuna çıktık. Tatilimiz öncesinde yaptığımız araştırmalarda sürat teknelerinin dalgalarda çok sallandığı ve bu nedenle mide bulantısı için mutlaka bulantı hapı alınması tavsiye ediliyordu. Biz de yola çıkmadan önce bu tavsiyeye uyduk. Yoculuk esnasında ayakkabı ve terlik kullanılmasına izin verilmedi. Ancak gezi bitip limana döndüğümüz zaman ayağımza terliklerimizi giyebildik. Bununla birlikte teknede olduğumuz süre boyunca can yeleklerimiz hep takılı oldu.

İlk durağımız başrolünde Leonarda DiCaprio’nun oynadığı 2000 yapımı The Beach filmi ile ünlenen Phi Phi Leh adasındaki Maya Bay koyu oldu. Bu kadar popüler bir yer olunca burayı ziyaret eden turist sayısı da çok fazla oluyor. Bu nedenle plaj her zaman çok kalabalık. Yaklaşık yarım saat geçirdiğimiz bu harika koydan ayrıldıktan sonra adanın etrafını dolaşarak sırasıyla adadaki Loh Samah Bay,  Pileh Logoon ve Viking Cave noktalarına uğradık. Bu noktalardan Viking Cave bir mağara olup içerisindeki eski zamanlardan kalan duvar resimleri Viking gemilerini andırdığından bu adı almış. Mağaranın asıl özelliği ise içinde yenilebilir en pahalı ve nadir ürünlerden biri olan “bird nest” yani kuş yuvalarını barındırması. Toplanan bu yuvalardan çin mutfağı ürünü olan bir çeşit çorba hazırlanıyormuş.

Phi Phi Leh adasından sonra hemen yanında bulunan Phi Phi Don adasına ilerledik. Adaya çıkmadan önce biraz açıkta tekneden ücretsiz dağıtılan şnorkel ve gözlüklerimizi alarak denize girdik. Bu noktada rengarenk balıkların arasında yüzüp onları beslemek inanılmaz keyifliydi. Ardından karaya çıkıp sahil kenarındaki restoranda bizim için hazırlanan ücretsiz açık büfe yemeğimizi yedik. Yemeğini yiyenlerden isteyenler adayı keşfe çıktı isteyenler ise sahilde denizin tadını çıkardı. Birkaç saat kaldığımız adadan ayrıldıktan sonra yakın mesafede adanın bir parçası olan Monkey Beach’e uğradık. Burası çok sayıda maymuna ev sahipliği yapan bir yer. Normal zamanda sahilde maymunları besleme şansı olsa da biz gittiğimizde su seviyesi yüksek olduğundan ortada sahil yoktu ve maymunlar ağaçlarda ve kayalıklarda bulunuyordu. Tekneden maymunları izleyip sonraki durağımız olan Khai Nok Adası’na hareket ettik.

Khai Nok Adası, Phuket ile Phi Phi Adaları arasında bir yerde adeta cennetten bir köşe olarak karşımıza çıktı. Turkuaz deniz suyu, bembeyaz kumsalı ile oldukça etkileyici olan adada birkaç saat vakit geçirdik. Burada da şnorkel ve deniz gözlüğü ile balıkları besleyip aralarında yüzme imkanımız oldu. Tekne çalışanları da bu arada bizlere karpuz ve ananas servisi yaptı. Adadan ayrıldığımızda artık akşam olmuş ve Phuket’e dönme vaktimiz gelmişti. Günün yorgunluğu ile herkes dönüş yolunda uyudu. Önce limana ardından yine minibüslerle otellerimize kadar götürüldük.

Otelde temizlenip bir süre dinlendikten sonra kendimizi dışarı attık.  Öncelikle otele yakın bir akşam pazarında karnımızı doyurduk. Eşim burada 100 baht karşılığı içinde balıkların olduğu bir akvaryuma ayaklarınızı sokarak yapılan balık masajını denedi. Sonrasında kendimizi bir önceki gün olduğu gibi yine hareketli Phuket sokaklarına bıraktık ve geç saatlere kadar gezip eğlendik. Ertesi sabah erken kalkıp başkent Bangkok’a gitmek üzere hazırlandık. Otel sorumlusu bize taksi ayrlayacağını söylese de taksinin gelmesi epey gecikince tedirgin olduk. Tam ne yapacağımızı düşünürken taksi nihayet geldi ve bizi havaalanına uçağımıza yetiştirdi. Havaalanına dönüş için 200 baht ödedik. Sabah 08:30’da kalkan uçakla Phuket’ten ayrılırken buraya neden daha fazla zaman ayırmadığımıza hayıflanıp bu tatil cennetine ileride tekrar geleceğimize söz verdik.

Bangkok

Phuket’den kalkan uçağımız saat 10:00’da Suvarnabhumi Havaalanı’na iniş yaptı. Havaalanından şehir merkezine ulaşım için en ideal yol raylı bağlantı kullanmak. Raylı bağlantı kullanmak için öncesinde gideceğiniz durağı seçip jeton alıyorsunuz ve fiyat da daha uzak mesafe daha pahalı mantığına göre gideceğiniz durak baz alınarak hesaplanıyor. Girişte jetonu okutup, çıkışta turnikedeki delikten içeri atıyorsunuz. Havaalanında raylı bağlantı Şehir Hattı (City Line) ve Ekspres Hat (Express Line) olmak üzere 2 hattan oluşuyor.  Şehir hattı tüm istasyonlarda duruyor ve en son istasyon olan Phaya Thai’ye ulaşmak yaklaşık 30 dakika sürüyor. Ekspres hat ise Makkasan veya Phaya Thai istasyonlarına hiç durmadan yaklaşık 15-18 dakikada gidiyor. Biz Ekspres Hat’a binip Makkasan istasyonunda inerek metroya aktarma yaptık ve metro ile de Hua Lamphong durağında indik. Bu noktadan 1,5 km kadar yolu yürüyerek otelimiz Royal Orchid Sheraton’a ulaştık. Phraya nehri kıyısında bulunan otele 2 gece için 2800 baht ödedik.

Otele yerleştikten sonra kendimizi dışarı atarak otelin yanında bulunan iskeleden 2 baht ödeyerek tekneye binip Phraya nehrinde kuzey yönüne doğru ilerledik ve nehrin karşı kıyısında Wat Arun Tapınağı önünde indik. Wat Arun Tapınağı ya da Şafak Tapınağı Bangkok’un en önemli yapıların biri. Tapınak köşe ve merkezdeki toplam 5 kulesi ile birlikte tamamen porselenlen yapılmış. Şekil itibariye Eifel Kulesi’ne benzeyen merkezdeki Stupa adlı kulenin yüksekliği 82 metre. 50 baht karşılığı gezilebilen tapınak kompleksi özellikle akşamları ışıklandırması ile de ayrı bir güzel gözüküyor.

Wat Arun Tapınağı’nı gezdikten sonra tekneyle karşıya geçerek bu kez şehrin bir diğer önemli tapınağı olan Wat Pho yani Yatan Buda Tapınağı’na geldik. Önemli bir meditasyon ve geleneksel masaj eğitim merkezi olan Wat Pho, bazı kaynaklarda Tayland’ın ilk üniversitesi olarak geçiyor. Tapınakta en dikkat çeken kısım ise altın varak kaplı 46 metre uzunluğunda 15 metre yüksekliğindeki dev Budha heykeli. Heykelin hemen arkasında duvar dibinde sıralanmış 108 bronz kaseye insanlar para atarak şans dileğinde bulunuyor. Tapınağa giriş ücreti 100 baht olup fiyata bir şişe su dahil etmişler. İçeride fişinizi verip suyunuzu alabiliyorsunuz.

Wat Pho Tapınağı’ndan sonra hemen yakında bulunan Grand Palace gezmeği düşünüyorduk ancak üzelerek sarayın kapalı olduğunu öğrendik. Kraliyet ailesine ev sahipliği yapan saray yakın zamanda ölen ve şehrin her yerinde afişlerini gördüğümüz eski kral için yapılacak anma törenlerine hazırlanmak üzere ziyaretçilere kapatılmış. Görevli çalışan sarayı gezemesek de sarayın bir parçası olan Wat Phra Kaew yani Zümrüt Budha Tapınağı’nı gezebileceğimizi söyledi. Tapınağın en önemli özelliği tek parça yeşil zümrüt blok üzerinde oyulmuş 66 cm yüksekliğindeki Buddha heykeline ev sahipliği yapması. Diğerlerinin aksine ücretsiz gezdiğimiz tapınak içinde ise fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor.

Wat Phra Kaew Tapınağı’ndan çıktıktan sonra gezginlerin uğrak noktası olan şehrin en popüler ve aynı zamanda en uygun fiyatlı caddesi olan Khao San Road’a doğru haraketlendik. Bu esnada Grand Palace yolu üzerinde çok sayıda polis olduğunu gördük. Birden fazla kontrol noktasında x-ray cihazından geçerek çanta kontrolü yapıldı. Bunca güvenliğin nedenini anlamaya çalışırken birden ortalık hareketlendi ve bizlerden yere eğilerek başımızı öne eğmemiz istendi. Nedeni ise yeni kralın konvoyunun saraya gitmek üzere yoldan geçiyor olmasıydı. Kral konvoyu geçtikten sonra tekrar ayağa kalkarak yolumuza devam ettik. Khao San Road çevresinde oteller, bar ve restoranlar, hediyelik eşya satan dükkânlar, sanat galerileri, dövme ve masaj salonları bulunuyor. Biz de bir cafede mola verip hindistan cevizi suyu içerek dinlendik, hediyelik eşya satın alarak otelimize geri döndük.

Bangkok’a bir gece ayırdığımız için sabah kahvaltının ardından eşyalarımızı toparlayarak otelden çıkışımızı yaptık ancak akşama kadar olan vaktimizi değerlendirmek için bavullarımızı otelin emanetine bırakarak dışarı çıktık. İlk işimiz otele yakın bir konumda bulunan Wat Traimit yani Altın Buda Tapınağı’nı ziyaret etmek oldu. Tapınakta bulunan 5 ton saf altından yapılmış olan heykel, dünyanın en büyük altın Budha heykeli olarak insanın gözlerini kamaştırıyor. Bu heykelin ilginç bir hikayesi var. Heykelin altından yapılmış olduğu, 1955 yılından bir yer değiştirme sırasında kazayla düşürülmesi sonucu üzerindeki sıvanın kırılması ile anlaşılıyor. Tarihçiler, komşu ülke Burma saldırıları ile ülke yönetiminin zayıfladığı dönemde, heykelin yağmalanması ihtimaline karşı bunu gizlemek için sıva ile kapladıklarını düşünüyor. Altın Budha Heykeli, tapınağın 4. Katında yer alıyor. İkinci kat ise Tayland ve Çin tarihi ile ilgili bilgilerin aktarıldığı müze olarak hizmet veriyor. 40 baht karşılığı gezdiğimiz tapınaktan sonra çin mahallesine yöneldik.

Wat Traimit Tapınağı yanında bulunan 1999 yılında kralının 72. doğumgünü şerefine inşa edilen dev geçit çin mahellesinin başlangıcı kabul ediliyor. Buradan başlayıp mahelle boyunca kıvrılıp bükülerek ilerlemesinden dolayı “Ejderhalar Yolu” olarak adlandırılan cadde boyunca rengarenk dükkanlar, tabelalar, kokular ve seslerle karşılaşıyorsunuz. Daracık sokaklardan oluşan pazarları, özellikle de orijinal caddesi olan daracık Sampaeng Geçidi görülmeye değer. Bir uçtan bir uca yavaş yavaş gezdiğimiz mahelleden hızlı adımlarla önceki gün de gittiğimiz Khao San Road bölgesine geldik. Bölgede bir süre vakit geçirip Pairin Spa adlı masaj salonunda 300 bahta son kez sırt masajı yaptırdık ve artık otele dönmek üzere en kestirme yolun Phraya Nehri’nden tekneye binmek olduğunu düşünerek yakınlardaki iskeleye haraket ettik. Otele vardıktan sonra emanete bıraktığımız eşyalarımızı alarak önceki gün geldiğimiz yolun tersini kullanarak önce metro ardından raylı bağlantı ile havaalanına gittik.

Bangkok sonrası artık ülkeye dönüş için uçağımızın kalkmasını beklemeye koyulduk. Uçağımız gece 23:30’da hareket etti. Türkiye’ye ise sabah 06:30’da vardık. Böylece iki haftalık Güneydoğu Asya gezimizi tamamlamış olduk. Son derece keyif aldığımız bu geziden pek çok anı biriktirme şansı bulduk.