Bir Hacker’ın Öyküsü : Kevin Mitnick

İlk üretilen bilgisayarlar ısı kontrollü cam odalarda kilitli devasa makinelerdi. Bu makineler üzerinde hesaplama işlemlerini daha çabuk yapabilmek için “hack” adı verilen programlama kısayolları kullanılıyor ve bu programlama kısayollarını geliştirip kullanan insanlar ise “hacker” olarak adlandırılıyordu. Günümüzde ise hacker kelimesi üstün bilgisayar bilgi ve becerilerini her türlü bilgiye ulaşmak adına kullanan insanları tanımlamaktadır.

Mitnick_Color2Tarihteki gelmiş geçmiş en büyük hacker olarak, aktif olduğu yıllarda Condor takma adını kullanan Kevin David Mitnick gösterilmektedir. Fujitsu, Motorola, Nokia ve Sun Microsystems gibi pek çok şirketin bilgisayar ağlarına giren Kevin Mitnick FBI’in “En Çok Arananlar” listesinde yer alan ilk hacker olarak da kayıtlara geçmiştir.

Başkangıçta yakın arkadaş grubu ile eğlence amaçlı olarak telefon sistemlerine giren Kevin Mitnick insanların telefon konuşmalarını dinlemek, çeşitli hatları başka numaralara yönlendirmek, adreslere yüksek tutarda telefon faturası gönderilmesini sağlamak gibi küçük çaplı işlerle uğraşmıştır. Ancak zaman içinde gelişen teknoloji ile birlikte ilgisi bilgisayar sistemlerine kaymıştır.

1981 yılında Amerika’nın en büyük telefon şirketlerinden Pacific Bell’in sistemlerine girmesi ve yöneticinin odasından kılavuz çalması sonucu yakın arkadaşının onu ihbar etmesiyle yakalanıp 3 ay hapis cezasına, bir yıl da gözetim altında tutulmaya mahkum olmuştur. Bu onun başının belaya girdiği ilk olaydır.

Hapisten çıktıktan kısa süre sonra bu sefer Güney Kaliforniya Üniversitesi’nin bilgisayarına girdiği tespit edilir ve tekrar altı ay hapse mahkum olur. Hapisten çıkar çıkmaz bu defa kredi kartı bilgilerini çalmaktan hakkında tutuklama kararı çıkar. Ama Kevin Mitnick teslim olmaz, kaçar ve tutuklama kararı zaman aşımına uğrar.

kevin-mitnick1988 yılında ise birlikte hackerlık yaptığı arkadaşı Lenny, Mitnick’in ‘Bu son olacak’ yalanlarından bıkarak FBI ile anlaşması sonucu evine yapılan bir baskınla yakalanır. 1990’da şartlı tahliye edildiğinde ise Kevin Mitnick hala uslanmamıştır. Yine bilgisayara girer; şartlı tahliye kurallarını ihlal ettiği için hakkında tekrar tutuklama kararı çıkar.

Uzun süre polisten kaçan ve sık sık yer değiştiren Kevin Mitnick’in son durağı Amerika’nın doğusundaki Raleigh kenti olmuştur. Bu kentte son ve en uzun hapis cezasına çarptırılmasına neden olan işini yapacaktır: Japon kökenli bir Amerikalı olan Tsutomo Shimomura’nın bilgisayarına girmek. Tsutomo Shimomura’nın çabalarıyla 15 Şubat 1995’te FBI tarafından yakalanan Kevin Mitnick 5 yıl hapis cezasına çarptırılır ve aynı zamanda elektronik cihazları kullanması yasaklanır.

Tsutomu SHapis cezası 21 Ocak 2000’de biten Kevin Mitnick’in, bilgisayarlara yaklaşma yasağı 21 Ocak 2003’e kadar devam eder. Bu süre zarfında telefonu da sadece annesini aramak için kullanabilir. Ayrıca 2010’a kadar yaptıklarını yazması da yasaktır. 2003’te bilgisayar kullanma yasağı kalktığında, televizyonlar Mitnick’in bilgisayara dokunuşunu naklen yayımlarlar.

Şimdilerde beyaz şapkalı bir hacker olarak kendi kurduğu firmasında güvenlik danışmanlığı yapan Kevin Mitnick kendisini ‘Artık değiştim. Bilgi güvenliği ve toplum mühendisliğiyle ilgili edindiğim geniş bilgi ve becerilerimi, devletin, işletmelerin ve bireylerin kendilerini koruyabilmeleri konusunda onlara yardım etmek üzere kullanıyorum’ sözleriyle açıklıyor.

 

Sanal Korsan (Takedown)

Takedown-film-afisiKevin Mitnick’in hacker’lık yaptığı yılları ve nihayetinde yakalanışını anlatan 2000 yapımı film Kevin Mitnick’in izini sürerek yakalanmasını sağlayan Tsutomu Shimomura ve gazeteci John Markoff tarafından kaleme alınan aynı adlı kitaptan uyarlanmış.

Yönetmenliğini Joe Chappelle’in yaptığı filmede Kevin Mitnick’i Skeet Ulrich, Tsutomu Shimomura’yı da Russell Wong canlandırıyor. Film sanatsal olarak çok fazla birşey vaat etmese de tarihin gelmiş geçmiş en büyük sanal korsanı Kevin Mitnick’i izlemek insanın filmden keyif almasını sağlıyor.

IMDb linki

Aldatma Sanatı (The Art of Deception)

aldatma_sanati_kevin_mitnickAldatma Sanatı, Türkiye’de Nejat Eralp Tezcan çevirisi ile ODTÜ Yayıncılık tarafından piyasa sürülmüş Kevin Mitnick‘in güvenlik ve toplum mühendisliği üzerine yazdığı bir kitap. Güvenlik konusunun öyküler üzerinden anlatıldığı kitapta her öykü için Kevin Mitnick’in konu hakkındaki önemli kısımları ayrıca vurguladığı bölümler mevcut.

Güvenliğin bir paroladan, kapıya dikilen nöbetçiden ibaret olmadığı, öncelikle insanın bilinçlendirilmesi gerektiğini çok iyi vurgulanan kitap, özellikle bilgi güvenliğine önem veren, bilgisayar başında saatlerini harcayan, bilişim insanının ilgisini çekebilecek özellikte.

idefix linki

Reklamlar

Twitter’da Orantısız Zeka Örnekleri

Sosyal medya, insanların fikirlerini özgürce ifade edebildikleri ve gerektiğinde de bunlar üzerinde tartışabildiği günümüz teknolojisinin sunduğu en büyük nimetlerdendir. Sosyal medya denilince akla ilk gelen örneklerden biri de Twitter’dır. 140 karakter gibi kısıtlı bir alanda fikrinizi tam olarak ifade etmek önemli zira ele güne maskara olup orantısız zekaya maruz kalabilirsiniz. İşte Twitter’da orantısız zeka örnekleri…

IMG_0037

IMG_0038

IMG_0039

IMG_0043

IMG_0047

IMG_0068

IMG_0069

IMG_0050

IMG_0071

IMG_0042

IMG_0048

IMG_0053

IMG_0045

photo

IMG_0041

IMG_0076

IMG_0057

1

Renklerin Bilimsel İfadesi

Işığın olduğu her yerde gördüğümüz renkler; otomotiv, tekstil gibi endüstrinin tüm alanları ile mimari, sanat, eğitim, haberleşme, yazılı ve görsel medyanın daen çok kullandığı malzemelerden biridir.

İnsan gözünün ayırt edebildiği tüm renklerin doğru olarak tanımlanması, renk ayrım ve farklılıklarının ölçülmesi için renk sistemleri, renk uzayları ve ölçüm teknolojileri geliştirilmiştir.

Renklerin yanıltma ve gizleme amaçlı kullanılmasına karşı olarak elektronik görüntüleme yöntemleri geliştirilmiş ve bu teknolojik cihazları da yanıltan görünmezlik teknolojileri ile görünmeyen gemiler, uçaklar gibi insanı şaşırtan yeni gelişme alanları ortaya çıkmıştır.

Renk Nedir?

Renk, göz ile yakalanan bir ışık etkisidir. Işığın eşya üzerine çarpıp yansımasıyla gözümüzde meydana gelen etki ve bu etki ile beynimizin oluşturduğu algıdır. Görme olayında ışınların göze gelmesi fiziksel, bu ışınlara karşılık gözde oluşan işlemler fizyolojik, cismin beyinde algılanması ise psikolojik bir olgudur.

Renklerin Tarihçesi

XV. yüzyılda başlayan ve günümüze kadar gelen süre içerisinde renk, ışığın bir özelliği ve görsel algılamanın bir parçası olarak ortaya konulmuştur.

Bilimsel olarak renklerin ilk sistamatik sınıflandırılması, İngiliz Fizikçi Isaac NEWTON tarafından 1670 yılında yapılmıştır. Güneş ışığı, elmas bir prizmadan geçirilerek yedi renke ayrılmıştır. Gözün görebildiği bu rekler kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mordur.

1731’de J.C. LE BLON, boya maddesinde (pigment) kırmızı, sarı ve mavinin temel renkler olduğunu bulmuştur. 1766’da, Morris HARRIS tüm renkleri içeren ilk dairesel şemayı Naturel System Of Colours (Renklerin Doğal Sistemi) adlı kitabında yayımlamıştır.

1810’da GOETHE bir renk dairesi ve üçgeni oluşturmuş; RUNGE ise tüm renk, ton, pastel ve gölgelerin bir arada düzenli bir biçimde yer aldığı ilk renk küresini tasarlamıştır.

Elektromanyetik Spektrum

Işığın elektromanyetik spektrumu sadece görünür ışığı değil aynı zamanda elektromanyetik enerjinin diğer formlarını içerir (X ışınları, mor ötesi ışınlar, kızıl ötesi ışınlar vb.).

İnsan gözü 380-780 nm dalga boyu aralığında algılama yapabilir ve bu bölge “görünür bölge” olarak adlandırılır. Tungsten lambanın verdiği ve güneşin yaydığı ışıkta görünür bölgeye ait tüm dalga boyları mevcuttur.

Renk bilimindeki gelişmeler algılama bakımından psikolojik ve fiziksel algılanmayı, araştırma ve inceleme bakımından colorimetry (renkmetri) bilimini ön plana çıkarmıştır.

Renkler aynı zamanda üreticiler, satıcılar, tüketiciler ve kullanıcılar tarafından kontrol edilmek istenen önemli bir kriterdir. Bu nedenle de renk ölçümünün subjektif olmaktan çıkartılıp renk ölçer cihazlar ile objektif  olarak yapılması gerekmektedir.

Renk Uzayları

Renk uzayları, renklerin tanımlanması için kullanılan üç boyutlu matematiksel modellerdir ve bütün renkleri temsil edecek şekilde oluşturulmuştur. Bunun nedeni Renkmetri biliminin temelini oluşturan GRASSMANN’ın birinci kanununa göre bir rengi belirlemek için birbirinden bağımsız üç değişkene ihtiyaç olmasıdır. Renklerin renk uzaylarındaki yerleri bu değişkenlere göre belirlenir. Her renk uzayının kendine özgü biçimde renk oluşturma için bazı standartları vardır. Renk uzayları oluşturulurken bir başka renk uzayına doğrusal yada doğrusal olmayan yöntemlerle dönüşüm yapılabilmelidir.

Renk uzayları genel olarak cihaz bağımlı ve cihaz bağımsız renk uzayları olarak iki gruba ayrılır. Cihaz bağımlı renk uzaylarında renkler cihazın özelliklerine bağlı olarak üretilir.

RGB Renk Uzayı

RGB renk uzayı, İngilizcedeki ‘Red’ ‘Green’ ‘Blue’ (yani ‘Kırmızı’ ‘Yeşil’ ‘Mavi’) kelimelerinin baş harflerinden ismini alan bir renk uzayıdır. Işığı temel alarak, doğadaki tüm renklerin kodları bu üç temel renge referansla belirtilir. Görünür tayfın büyük bir yüzdesi, kırmızı, yeşil ve mavi (RGB) ışığı çeşitli oranlarda ve yoğunluklarda karıştırarak verilebilir. Bu temel renkler, birbirleriyle örtüştükleri yerlerde siyan, macenta ve sarı rengi oluştururlar. Her renk %100 oranında karıştırıldığında beyaz renk elde edilir.

İnternet’te kullanılan renk sistemi RGB renk sistemidir. Bunun sebebi, 1953’te ilk fotoğraf makinesi Polaroid’te ve ondan sonra da televizyonlarda standart kabul edilmiş olmasıdır. Günümüzde de tüplü ekranlarda, tarayıcılarda, televizyon ve manuel fotoğraf makinelerinde standart olarak kullanılır.

CMY Renk Uzayı

CMY renk uzayı çıkarmalı renk karışım yöntemi yardımıyla birim küpte renklerin tanımlanmasıdır Cyan, magenta ve sarı CMY renk uzayının eksenleridir. Bu sistem toplamalı renk karışımı yönteminin yani RGB renk uzayının tamamlayıcısıdır. Bunun anlamı CMY renk uzayını oluşturan iki bileşenin karışımıyla RGB renk uzayını oluşturan bir bileşenin elde edilmesidir.

Bütün modern fotografik renk prosesleri ve baskı renk ayrım sistemlerinin esası bu karışım esasına dayanır. CMY renk uzayı özellikle renkli baskı ve çoğaltma alanlarında, renkli yazıcılarda ve çizicilerde kullanılır.

HSV Renk Uzayı

HSV (Hue, Saturation, Value) renk uzayı 1978 yılında Alvy Ray Smith tarafından tanımlanan renkleri sırasıyla renk özü, doygunluk ve parlaklık olarak belirten bir renk uzayıdır. Renk özü, rengin baskın dalga uzunluğunu belirleyen açısal bir değerdir ve 0° – 360° arası değer alır. (Bazı uygulamalarda ise 0-100 arası olağanlaştırılır). Doygunluk, rengin “canlılığını” belirler. Yüksek doygunluk canlı renklere neden olurken, düşük olasılık rengin gri tonlarına yaklaşmasına neden olur.  0-100 arasında değişir. Parlaklık ise rengin aydınlığını yani içindeki beyaz oranını belirler.  0-100 arasından değişir.

RAL Renk Uzayı

RAL renk uzayı, Alman Kalite Güvence ve Terim Üretme Birliği tarafından 1927 yılında geliştirilen bir sistemdir. RAL, 40 renkle başladığı yolculuğuna günümüzde 1900’ün üzerinde renge ulaşarak devam etmektedir. RAL’de renkler için herkes tarafından kolayca anlaşılabilen kod ve isimlerle ifade edilen standart bir lisan geliştirilmiştir.

CIE XYZ Renk Uzayı

X, Y ve Z değerleri üç ana rengin (kırmızı, yeşil, mavi) algılanmasını sağlayan sinirlerin beyne yolladıkları uyarıların toplamıdır. Her üç uyarımın ayrı ayrı toplam uyarı miktarına olan oranı rengi tanımlar. Beyin bu üç büyüklüğün bileşimini yaparken, oranlamalar ile de renk duyulanmasını gerçekleştirir. X, Y ve Z değerlerinin toplamı rengin görsel duyulanma toplamına eşittir. Bu toplam içinde,

kırmızının algılanma oranı,

yeşilin algılanma oranı,

mavinin algılanma oranı,

ve

x = y = z = (1/3) noktası teorik olarak beyazdır. Bu noktadan uzaklaşıldıkça renklerin doymuşluğu artar.

CIE Lab Renk Uzayı

Bir rengin uyarımı değiştiği zaman, gözlemci bir süre sonra renkte bir farklılık algılayacaktır. CIE Lab renk uzayının en belirgin özelliği renk uzayının algılama yönünden düzgün değişim göstermesidir. CIE Lab renk uzayı  1976 yılında görsel medya için tasarlanıp oluşturulmuştur. Günümüzde CIE Lab renk uzayı çeşitli alanlar için standart renk uzayı olarak seçilmiştir ve bugün pek çok uygulamada kullanılmaktadır.

CIE Lab renk uzayının bileşenleri  L  açıklık-koyuluk değerini, a kırmızı-yeşil değerini, b ise sarı-mavi değerini, c kroma (renk doygunluğu) değerini ve h renk açısını (ton açısı) göstermektedir. Bu değerler CIE XYZ renk uzayına bağımlı olarak hesaplanır. Bu hesaplama için gerekli ilişki beyazın CIE XYZ uzayındaki değerleriyle sağlanır. Dolayısıyla bu değerlerin hesaplanması için yani X, Y ve Z değerlerinden L, a ve b değerlerinin hesaplanması için standart aydınlatıcının ve standart gözlemcinin hangisi olacağına karar verilmelidir.

Bilgisayar Tarihi

Yaşam su ile başladı!.. Bilgisayarın öyküsü ise su kenarındaki çakıl taşları ile!… O günlerin çakıl taşları, uygarlığın merkezi Mezopotamya’da sayı saymak için kullanıldı.
Derken saymak yetmedi insanlara!..
Hesap yapmak için taşları tepsilere dizdiler; boncukları ipe dizdiler. İlk hesap makinesi, bugün hala kullanılmakta olan abaküstü…
Abaküslerin üzerinden 4500 yıl geçti.
Vergi mahkemesi başkanı babasının haline acıyan Pascal, 1644 yılında toplama ve çıkarma yapan hesap makinesi geliştirdi.
1680’de bir adım daha atıldı:
Leibniz, çarpma ve bölmeyi de öğretti hesap makinesine!..
1800’lerin başında sıra Babbage’daydı.
Babbage, programlanabilir bilgisayar fikrini ilk kez ortaya attı.
Babbage, matematik tabloları üzerinde işlem yapabilen; sayıları bellekte saklayabilen; komutları ardarda işleyebilen çözümleyici makineyi tasarladı. Tabulatör’ün mucidi Herman Hollerith’in çalışmaları nüfus sayımları ile başlar. Hollerith’in elektrik akımı ile hesap yapabilen makinesi ve verileri taşıyan delikli kartları 1890’da ABD nüfus sayımında kullanıldı.
Hollerith’in bilişim dünyasına en büyük armağanı delikli kartlar oldu. Bilişim uzmanları yıllarca boğuştular bu kartlarla. Ama Hollerith’in bilişim dünyasına bir armağanı daha vardı. IBM!
1896’da New York’da kurduğu Tabulating Machine Company, gelecek yılların büyük mavisi, IBM’di!
Daktilolu, otomobilli, radyolu günler başlamıştı! Hem makine hem de elektronikteki gelişmelerin sonuçları labarotuarlardan çıkmış, sokaklara, evlere taşınmıştı. IBM’in fonlarıyla desteklediği MARK I adlı elektromekanik bilgisayar 1943 yılında Harvard Üniversitesi’nde tasarlandı. Bu insanoğlunun gördüğü ilk devasa bilgisayardı.
Ve savaş başladı!
Pennslyvania Üniversitesi’nin iki mühendisi Mac Loui ile Eckert ABD ordusu için topçu atış hesaplarını hızlandırmak üzere görevlendirdiler.
Çalışmalar, genel amaçlı bir bilgisayar tasarımı ile sonuçlandı. İlk bilgisayar ENIAC 1945 kasımında savaş bittikten birkaç ay sonra tamamlandı. 14 Şubat 1946’da kamuoyuna tanıtıldı.
ENIAC bilgisayar tarihine ilk bilgisayar olarak geçti.
Ama İngilizler, Collossus’u daha önce geliştirmişlerdi.
1946 yılında AT&T Bell laboratuvarlarında çok önemli bir buluş yapıldı: Transistör! Ancak buluşun bilişim alanındaki önemi hemen anlaşılamadı.
IBM’in 1950 yılında bilgisayar sektörüne girmesi bu alanda yeni ufuklar açtı. Bilgisayarlar hızla yayılmaya başladı. Yıl 1960: Türkiye’nin ilk bilgisayarı IBM 650 Karayolları Genel Müdürlüğü’ne kuruldu!
IBM 650’nin ilk işi inşaat mühendislerine hizmet vermekti. Türkiye’ye en önemli hizmeti ise bordro hesaplaması!
Daha sonra edinilen hemen her bilgisayarın ilk işi bordro olacaktı.
Bakmayın şu ana dek bilgisayar dediğimize! O günlerde bilgisayar terimi kullanılmazdı. Ya IBM denirdi, ya computer ya da elektronik beyin! Yıl 1967: Hacettepe Üniversitesi bilgisayar alımı ihalesi metninde computere karşılık bilgidüzer kullanıldı. Terim yanlış anlaşılmalara açık olduğundan bilgisayar olarak değiştirildi ve bundan sonra hep bilgisayar olarak kaldı.
Digital Equipment 1965 Nisan’ında bir sürpriz yaptı: Kocaman salonlara sığabilen büyük makineler yerine Volkswagen’in arka koltuğuna sığabilen ilk mini bilgisayarı üretti: PDP-8 Günümüz en önemli işlemci üreticisi olan Intel, Temmuz 1968’de Robert Noyce, Gordon Moore ve Andy Grove tarafından ABD’de kuruldu.
Ekim 1969. ABD Savunma Bakanlığı’nın araştırma projeleri örgütü ARPA’nın çalışmaları ile ARPANET’in kuruluş adımları atılıyordu. Bu çalışmalar bu günlerin internetinin müjdecisiydi. 1969 yılında Ken Thompson ve Dennis Ritchie tarafından AT&T Bell laboratuvarlarında o güne kadar yapılmış en iyi kullanıcı dostu editör geliştirildi. Bu ünlü UNIX işletim sistemiydi.
Daha önce bir kurum içinde aynı bilgisayarı kullanan kullanıcılar arasında eposta iletişimi yapılabilmesine karşın 1971 yılında ilk uzak bilgisayara eposta mesajı ulaştırmayı ARPANET’i kullanarak Ray Tomlinson başardı. İlk mikroişlemci15 Kasım 1971’de Intel’in laboratuvarında doğdu. Intel matbaadan sonra en büyük buluşu yaptığına inanıyordu.
Gordon Moore bellek kırmıklarındaki transistör sayısının her 18-24 aylık dönemde iki katına çıktığını açıkladı. Bu olay Moore Yasası olarak anılmaya başlandı. 1965’den bu yana gelişmeler yasaya uygun olarak devam ediyor.
Microsoft, 1975 yılında ABD’de Bill Gates ve Paul Allen tarafından resmen kuruldu. Microsoft kendini bir dünya devi yapacak bütük adımları daha o yıl atmaya başladı. Sırada başka bir devrim vardı; kişisel bilgisayar!
Steve Jobs, yarı amatör bir çalışmayla geliştirdiği bilgisayarın üretimi için arkadaşı Steve Wozniak ile birlite Nisan 1976’da Apple’ı kurdu. Apple 5 yıl içinde dünyanın en büyük 500 şirketi arasına girdi. IBM, 1976’da ilk taşınabilir masaüstü bilgisayarını pazara sundu; yalnızca 25 kg! Ardından 1981’de ilk PC’sini!
Sonra Mac ile PC yarışı başladı. Bilgisayarlar evlere girmiş; hatta birer eğlence aracı olmuştu. Donanında devrimler bitmiş, evrimler yaşanıyordu!
Bundan böyle devrimler yazılımla yaşanacak; yılın adamı olarak Bill Gates, yılın ürünü olarak Windows konuşulacaktı. Internet, PC dünyasında yaşanan baş döndürüvü gelişmelerin gölgesinde kalsa da 1986 yılı başında kullanıcı sayısı 2300’ü geçmişti.
UNIX tabanlı işletim sistemi Linux açık kaynak kod özelliği ile merhaba dedi. Grafik tabanlı olmamasına rağmen kullanımı son derece hızlı artan Linux pek çok şirket tarafından desteklendi. 1995’de artık yeni bir dünya, yeni güç dengeleri vardı. Bir zamanlar birbirleriyle kıyasıya rekabet eden IBM ve Apple şimdi işbirliği arayışına giriyor ve Power PC işlemcisi için ortak yatırım kararı alıyordu.
Ağustos 1996’da Microsoft o güne kadar ürettiği en mükemmel işletim sistemi olan Windows NT’yi tanıttı. Aynı yıl Bill Gates’in kişisel serveti de 13 milyar dolara yaklaşarak dünyanın en zengin adamı oldu. 2000’li yıllar Apple için atılım yıllarıydı. İlk atılım ise 2001 yılında piyasaya sürülen iPod ve hemen ardından duyurulan iTunes oldu. Böylece Apple kısa bir zaman içinde müzik sektörünün %85’ini ele geçirmeyi başardı.
Ekim 2001’de Microsoft, 30 yıla yakın bir süredir geliştirdiği DOS tabanlı işletim sistemlerine son vererek yeni bir mimari ile geliştirdiği ve 50 milyon satır komut içeren yeni işletim sistemi Windows XP’yi duyurdu. Nisan 2004’de Çin kaynaklı Lenovo Grup, IBM’in PC bölümünü 1.75 milyar dolar karşılığı satın alarak Dell ve HP’nin arkasından dünyanın en büyük üçüncü PC üreticisi oldu.
2004 yılına gelindiğinde Internet’e bağlı PC sayısı yüz milyonu aşmış; birçok işlem internet üzerinden yapılır hale gelmişti. Amazon, Harry Potter – Phoenix kitabını bir günde bir milyon kopya dağıtarak inanılmaz bir rekor kırdı. 2007 yılı başında akıllı telefon sektörüne iPhone ile giriş yapan Apple bu alanda yeni bir çığır açarak tüm dikkatleri bir kez daha üzerine çekti.
Bağlanabilirlik sorunlarını aşan teknoloji, internet ve bilgisayarları, evleri, insanları; hepsini bir odaya toplayacaktı! … ve tabi paraları da! Sonuçta yarışı ölümün değil, yaşamın kazanması için…

Görüntü ve Ses

İnternetten dizi ya da film indirmek istediğimizde karşımızda Motherhood_BDRip_ DTS_x264_xSCR gibi dizi ya da film adının yanında sıralanmış birtakım bilgilerden oluşan isimler görürüz. Özellikle de uygun bir altyazı aradığımızda bu bilgilerin önemi bir kez daha ortaya çıkar. Peki nedir bu bilgiler? Motherhood_BDRip_ DTS_x264_xSCR isminde geçen Motherhood filmin adını, BDRip filmin sürümünü, DTS kullanılan audio codec türünü, x264 kullanılan video codec türü ve son olarak da xSCR sürümü yayınlayan grubun adını temsil eder.

Sürümler

CAM Sinema’dan kamera çekimi demek olup, kalitesi tamamen çeken kişiye bağlıdır. Kalite olarak en kötüsüdür ancak tek avantajı piyasaya ilk çıkan release türü olmasıdır, çünkü film bir sinemalarda oynamaya başladığı gün ortaya çıkar.
Telesync TS olarak da yazılır. CAM’den farklı olarak ses kameranın mikrofonundan değil doğrudan (line) olarak alınmıştır. Yani kötü görüntü, daha iyi ses anlamına gelir. CAM release’lerden kısa bir süre sonra ortaya çıkar.
Telecine TC olarak da yazılır. Filmin dijital olarak makarasından kopyalanması ile ortaya çıkar. Görüntü ve ses kalitesi teoride DVDRIP ile aynı olmasına rağmen genellikle pratikte geçerli değildir. Özellikle renkte solma, ve sağ sol kenarlarda hafif titreşimler bulunur.
Workprint Çok az karşılaşılan bu release’lerde film henüz son halini almamıştır. Hala üzerinde çalışılan bir kopya olup bazı efektler henüz eklenmemiştir. Götüntü kalitesi, filmin kurgusunda çalışan bir adam tarafından sızdırıldığı için genellikle iyidir.
DVDSCR SCR olarak da yazılır. Ses ve görüntü kalitesi genellikle DVDRIP kadar iyidir, sadece filmin herhangi bir yerinde bazen “PROPERTY OF KUKKURİKU CORP” gibi yazılar çıkar. Bu sürümler genellikle sinema eleştirmenlerine, yöneticilere giden kopyadan çoğaltılmışlardır. DVDRIP’den kısa bir süre önce piyasaya sürülür.
R5 Region 5′in kısaltması olup, Rusya bölgesi için üretilmiş DVD’lerden üretilmiştir. Kısaca Rus DVDRip’i olarak adlandırılabilir. Görüntü kalitesi DVDRip kadar iyidir (bazen ufak tefek farklar gösterebilir) Genellikle DVDRIP’den bir süre önce ortaya çıkar.
DVDRIP Filmin DVD’si çıktıktan sonra bu bu DVD’den oluşturulmuş bir sürümdür. Kalite olarak orjinal DVD’ye çok yakındır.
BDRIP BlueRay disklerden oluşturulmuş ama mkv yada x264 gibi High definition olmaktansa standard xvid olarak yayınlanmış release’lerdir. Kalitesi ve boyutu DVDRip ile aynıdır yada çok az daha iyidir.
BRRIP BlueRay disklerden yüksek çözünürklükte (720p ya da 1080p) yayınlanmış sürümlerdir.
HDTV TV’den gelen yayının bilgisyara bir tv kartı ile analog olarak aktarılması sonucu ortaya çıkan bir sürümdür.

Sürüm ile birlikte kimi zaman film ile ilgili birtakım bilgileri belirten ifadeler kullanılır.

PROPER Film’in yayınlanan ilk sürümünün düşük kalitede olması halinde aynı ya da bir diğer bir grubun filmin başka bir sürümünü daha kaliteli olarak yayınlaması durumunda eski sürümden ayırt edici özellik olarak kullanılır.
SUBBED Yayınlanan filmin altyazılı olduğunu ve altyazının film boyunca görüntüyle birlikte encode edildiğini belirtir.
LIMITED Filmin sınırlı sayıda sinemada oynandığı anlamına gelir. Bu sayı genellikle 250 sinemanın altıdır. Genellikle kısa filmler bu etiketle yayınlanırlar.
RECODE Recode; filmin önceden yayınlanmış versiyonunun, içindeki altyazıları kaldırmak ya da renklerini düzeltmek suretiyle TMPGenc’den filtre edilen versiyonudur.

Video Codec Türleri

VCD MPEG1 tabanlı, sabit , 1150 kbit bitrate’e ve 352×240 çözünürlüğe sahiptir. Genellikle düşük kalitede küçük boyut elde etme, tek CD’ye sığdırabilme amaçlı kullanılır.
SVCD MPEG2 tabanlı, 2500 kbit’e kadar değişken bitrate değerlerine ve 480×480 çözünürlüğe sahiptir. Değişken bitrate’ten dolayı tek CD’ye sığacak uzunluk kesin bilinmemektedir.
XVCD/XSVCD Basit bir şekilde kurallara uymayan VCD olup daha yüksek birate ve çözünürlük değeri alabilirler. Sonuçta durum VCD’yi oynatacak makinenin kapasitesine bağlıdır.
DivX / XviD Multimedya platformları için tasarlanmış olup biri düşük hareket (low motion), diğeri ise yüksek hareket (high motion) olmak üzere iki codec kullanır. İki codec arasındaki değişimleri sağlayarak daha kaliteli sonuçlar elde edebilmek için SBC (Smart Bitrate Control-Akıllı Bitrate Kontrolü) adlı bir metod geliştirilmiştir. Çok yüksek işlem değeri ve karmaşık alogoritmalar ile yapıldığından dolayı DivX filmler DVD Player’larda çalışamazlar.

Video Standartları

  • PAL : Avrupa, Avustalya, Ortadoğu ve Afrika’nın bazı kısımlarında kullanılan bir renkli televizyon sistemidir. 625 yatay tarama çizgisi ve saniyede 25 kare görüntüsü vardır.
  • NTSC (National Television Standarts Committee): Başta ABD olamak yaygın olarak kullanılan bir diğer renkli televizyon sistemidir. 525 yatay tarama çizgisi ve saniyede 30 kare görüntüsü vardır.NTSC formatında olan önceden kaydedilmiş görüntü bantlarını oynatma kabiliyeti sağlar.
  • SECAM (Sequential Couleur A’Memorie): Fransa, Rusya ve NTSC ya da PAL sistemini kullanmayan ülkelerde kullanılan bir sistemdir. 625 yatay tarama satırı vardır ve saniyede 25 kare resim görüntüler.

Aspect Ratio

Bir dikdörtgenin eninin boyuna bölünerek elde edilen orandır.

FPS (Frame Per Second)

Bir saniyede yakalanan görüntü sayısıdır. fps değerinin büyüklüğü ile görüntü kalitesi arasında herhangi bir bağ yoktur. Daha fazla fps değeri sadece hareketli görüntünün akıcılığı ile alakalıdır.

High Definition (HD)

  • Interlaced: Görüntü yatay taranması esnasında yayınlanan videonun yarısı gösterilmekte ve çok kısa bir süre sonra (saniyenin 30’da 1’i) diğer yarısı gösterilmektedir. Böylece bir defalık interlaced sinyal ile görüntünün sadece yarısı gönderildiği için band genişliği korunmaktadır.
  • Progressive Scan: Görüntünün tamamı saniyeden 60′da bir hızla gelir ve sonra yerini diğer görüntüye bırakır. Böyle olunca interlaced’da resimlerin değişmesi esnasında meydana gelen küçük titremeler ortadan kalkar ve daha net bir görüntü elde edilir.

720i : 1280×720 interlaced
720p : 1280×720 progressive scan
1080i : 1920×1080 interlaced
1080p : 1920×1080 progressive scan

720 ve 1080 ifadeleri, var olan yatay hat sayısını belirtmektedir. Daha yüksek sayıda olan yatay hat ile diğer resmin geliş süresi kısalmakta ve böylece daha kaliteli bir görüntü elde edilmektedir. 720p ile 1080p arasındaki farkı eğer ekran büyük değilse net olarak görülmez, ekran büyüdükçe aralarındaki fark daha net seçilebilir. 1080i ve 1080p değerlendirilirse, duran bir nesnedeki kalite birbirinin aynı gibi görünse de görüntü kalitesi açısından asıl fark nesne harekete geçtiği zaman ayrıntılar 1080i’de bulanıklaşmaya başlar ve hareket eden nesnelerdeki ayrıntıyı en iyi 1080p verir.

Bir videonun ortalama çözünürlüğü yatay tarama hattı ile piksel sayısının çarpımı olarak değerlendirilebilir. 1080p ortamda yatay tarama hattının her birinde 1920 piksel bulunmaktadır. Bu durumda toplamda 1080 x 1920 piksel = 2073600 piksel olacaktır. Bunun yanında aynı çözünürlükte büyük ekranlı bir televizyon ile küçük ekranlı bir televizyonunda piksel sayısı aynıdır. Bir televizyon daha büyük ekranlıysa aynı çözünürlükte ekranında daha çok piksel olacak diye bir kural yoktur. Sadece büyük ekranlı bir televizyonda piksellerin boyutu artar ve artan piksel boyutunda küçük ekranlı bir televizyonda yakalanan netliğin yakalanması için belirli bir uzaklıktan bakılması gereklidir.

HD TV (High Definition Television)

HD Ready HDTV : 720p HDTV’nin diğer bir adı
Full HD HDTV : 1080p HDTV’nin diğer bir adı

HD TV ile normal TV sistemleri (NTSC, SECAM, PAL) arasındaki fark HD TV‘nin daha yüksek çözünürlük ve daha iyi bir ses sistemi sağlamasıdır. HD TV geniş ekran 16:9 aspect ratio kullanır. Bu da yatay alanda daha fazla görüntü elde edilmesini sağlar. Şu an kullanılan standart TV ler ise 4:3 gibi bir aspect ratio kullanır.

Audio Codec Türleri

Dolby Surround Üç kanala sahip olup, 100 Hz’den 7 kHz’e uzanan bir bant genişliği ile iki ön ve bir arka kanaldan oluşur.
Dolby Pro Logic Dört kanal ile Dolby Surround’un geliştirilmiş hali olup, bir merkez ve arka sesler için bir kanalı paylaşan iki elementten oluşur.
Dolby Dijital (AC3 ya da Audio Code 3 olarak da bilinir.) İki ön, iki arka, bir merkez ve bir subwoofer olmak üzere altı kanala sahiptir. Bir film çekilirken, genellikle ses en az beş mikrofonla kaydedilir (biri konuşmalar, dördü arka plan ses efektleri için). Dolby Surround ve Pro Logic’in aksine, bant genişliği 20 Hz’den 20 kHz’ye kadar uzanır. AC3 terimi kullanıcının duyamadığı ses datasını yok eden ve altı kanalda kodlanmış bir ses üreten teknolojiye bir atıftır. Genelde, AC3 ses 18 bit’de kodlanır, böylece Bir AC3 sesin standart çıkışı 384 Kbps olur (6 kanal x 18 x 48 kHz). Dolby Dijital standartının ana avantajı, DVD için dijital ses çevre standartı olmasıdır. DVD standartını tanımlayan kurallara göre, DVD üzerinde Dolby Dijital Ses kayıdı olmadan, başka hiçbir dijital ses kayıdı koyulamaz. Dolby Dijital ses kayıtlı ilk film 1992’deki “Batman Returns”dir.
Dolby Digital Plus Merkezi ABD de bulunan ATSC (Gelişmiş TV Yayın sistemleri Komitesi) tarafından yeni nesil yayıncılık uygulamalarının standardı olarak belirlenmiş bir formattır. Blu-Ray disklerde 1.7 Mbps, HD-DVD de ise 3 Mbps’e kadar veri oranlarına erişebilmektedir.
Dolby True HD Her biri 24bit/96kHz çözünürlükte sekiz kanala kadar kayıpsız çok kanallı ses formatıdır. 18 Mbps’e kadar veri oranı desteği bulunup yeni dijital ses-görüntü bağlantı türü HDMI ile uyumludur. Ses verisi ile birlikte ekstra kontrol fonksiyonları da taşınabilir. Günümüzde AV Receiver’lar ve paket ev sinema sistemleri ile geriye dönük uyumluluk taşır.
DTS Dolby Digital ses formatında olduğu gibi DTS formatında da 6 ayrı kanaldan dijital ses üretilir. DTS bazı eleştirmenlerce Dolby Digital’den sonra günümüzün en iyi alternatif sinema ses formatı olarak gösterilmektedir. Bu değerlendirme onun sahip olduğu birkaç artı yönden kaynaklanır. Dolby Digital, altı kanal ses üretimi için ses kaynağındaki stereo dijital sinyallerin bir kısmını kullanamazken, DTS daha az kayıpla bu dokunulmayan sinyalleri de okur. Dijital formatların hepsi analog sesi sıkıştırarak dijital hale getirmenin birer yöntemidir. Daha az kayıpla maksimum sıkıştırmayı yapabilen format bir adım öne geçmektedir. DTS bass sesleri (patlama ve yüksek sesleri) biraz daha öne çıkarmaktadır.
DTS-HD Master Audio Her biri 24bit/96kHz çözünürlükte 7.1 kanal sesten oluşur. Blu-Ray disklerde 24.5 Mbps, HD-DVD’de ise 18 Mbps gibi oldukça yüksek veri oranı içermektedir ki bu durum kayıpsız ses verisi taşıması anlamına gelir.
DTS-HD High Resolution Audio Master Audio versiyonuna çok yakın özellikler taşır ancak veri oranları daha düşüktür. (Blu-Ray disklerde 6.0 Mbps, HD-DVD’de 3.0 Mbps) Bu versiyon, kullanılan görüntü içeriğinin disk kapasitesini büyük oranda doldurduğu ve DTS-HD Master Audio versiyonunun kullanılmadığı durumlar için geliştirilmiştir. Versiyon yine 24bit/96kHz çözünürlükte 7.1 kanal sese imkan vermektedir.