Dünya Kupası Afişleri

Brezilya’da düzenlenen 2014 Dünya Kupası tüm hızıyla devam ederken aklıma bugüne kadar düzenlenen Dünya Kupası turnuvaları için hazırlanan afişlerin neler olduğu geldi. Yaptığım araştırmaya göre kullanılan afişleri aşağıda sıraladım. Benim en çok beğendim afiş ise Güney Afrika’da düzenlenen 2010 Dünya Kupası afişi oldu. Ya sizin ki?

1930 – Uruguay 1934 – İtalya 1938 – Fransa 1950 – Brezilya
1930 1934 1938 1950
1954 – İsviçre 1958 – İsveç 1962 – Şili 1966 – İngiltere
1954 1958 1962 1966
1970 – Meksika 1974 – Batı Almanya 1978 – Arjantin 1982 – İspanya
1970 1974 1978 1982
1986 – Meksika 1990 – İtalya 1994 – ABD 1998 – Fransa
1986 1990 1994 1998
2002 – Kore/Japonya 2006 – Almanya 2010 – Güney Afrika 2014 – Brezilya
2002 2006 2010 2014fwc_op_reg_4c_s.indd
Reklamlar

İstanbul Tepeleri

ibbİstanbul denince akla ilk gelen özelliklerden biri de kentin 7 tepe üzerine kurulmuş olmasıdır. Istanbul Belediyesi’nin amblemindeki yedi küçük üçgen, üzerinde şehrin kurulduğu bu tepelerin simgesidir. Kentle birlikte anılan 7 tepe, İstanbul’un “Tarihi Yarımada” olarak bilinen bölgesinde yer alır. Bunlar, Tarihi Yarımada’nın en yüksek noktalarıdır. Bu tepelerin bulunduğu noktalar Roma, Bizans ve özellikle de Osmanlı döneminin görkemli yapılarıyla süslenmiştir. İstanbul’un 7 tepesinin 6 tanesi Haliç kıyılarına hakim bölgelerdir.

is

1. Tepe – Topkapı Sarayı ve Çevresi

İstanbul’un ilk kurulduğu bölge olan ve eskiden Hipodrom ve Akropol’ün yer aldığı bugünkü Sultanahmet yakınındaki bölgedir. Sarayburnu’na hakim bu bölgede Topkapı Sarayı’nın dışında Sultanahmet Camii ve Ayasofya gibi görkemli yapılar bulunur.

topkapı ayasofya sultanahmet
 Topkapı Sarayı  Ayasofya  Sultanahmet Camii

2. Tepe – Çemberlitaş ve Çevresi

Beyazıt’tan Sultanahmet’e uzanan Divanyolu Caddesi üzerindeki Çemberlitaş sütununun bulunduğu bölge ve yakın çevresidir. Bu bölgedeki en önemli Osmanlı dönemi yapısı ise Nurosmaniye Camii’dir. Bu bölgede Bizans İmparatorluğu döneminde Constantin Forumu yer alıyordu.

çemberlitaş nuruosmaniye
 Çemberlitaş  Nuruosmaniye Camii

3. Tepe – Süleymaniye Camii ve Çevresi

 İstanbul Üniversitesi kampüsündeki Beyazıt Kulesi’nın  (İtfaiye Kulesi) bulunduğu nokta ve çevresidir. Burada tarihi üniversite binasının yanı sıra Beyazıt Camii yer alır. Ancak üçüncü tepenin asıl önemli yapısı, İstanbul’un en görkemli yapılarından olan Süleymaniye Camii’dir.

beyazıtcami beyazıtkule suleymaniye
 Beyazıt Camii  Beyazıt Kulesi  Süleymaniye Camii


4. Tepe – Fatih Camii ve Çevresi

 Fatih’in merkez noktasında yer alan Fatih Camii ve Külliyesi bu tepenin en önemli yapısıdır.

fatih
 Fatih Camii


5. Tepe – Yavuz Selim ve Çevresi

 Fatih’in, Haliç’e bakan tepelerinden olan bu böge, Yavuz Selim adıyla anılan semttir. Bölgenin önemli yapıları arasında Yavuz Selim Camii vardır. Bu bölgede ayrıca, Fethiye Camii (Eski, Maria Pamakaristos Kilisesi) yer alır. Bu bölgede Bizans döneminde, Bonos Sarnıcı bulunuyordu.

yavuz fethiye
 Yavuz Selim Camii  Fethiye Camii

6. Tepe – Edirnekapı ve Çevresi

 İstanbul’un en yüksek tepesi olarak bilinir. Haliç’e hakim bu tepede de yine önemli yapılar bulunur. Örneğin; Mihrimah Sultan Camii buradadır. Ayrıca, Bizans’ın Blakherna Sarayı’ndan kalan tek yapı olan Tekfur Sarayı ve Kariye Müzesi de bu bölgededir.

mihrimah tekfur kariye
 Mihrimah Sultan Camii  Tekfur Sarayı  Kariye Müzesi

7. Tepe – Altımermer ve Çevresi (Çukurbostan)

Aksaray ile Topkapı Surları arasında kalan bölgedir. Eski, Makios Sarnıcı’nın (Çukurbostan) yanı sıra bu bölgeye yakın yerde Arcadius Sütunu vardır.

Sarayburnu açıklarından Haliç’in içine doğru doğru ilerledikçe, altı tepe üstündeki 10 anıt-eser sırayla karşımıza geliyor: Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Camii, Nurosmaniye Camii, Beyazıt Camii, Beyazıt Kulesi, Süleymaniye Camii, Fatih Camii, Yavuz Selim Camii, Mihrimah Sultan Camii

Panoramik

İstanbul İsimleri

Çeşitli dil ve medeniyetlerde farklı şekillerde adlandırılan İstanbul, Grekçe’de “Vizantion”, Latince’de “Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma”, Rumca’da “Konstantinopolis, Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis”, Slavca’da “Çargrad, Konstantingrad”, Vikingce’de “Miklagord”, Ermenice’de “Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli”, Arapça’da “Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma”, Selçuklular’da “Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul” ve Osmanlıca’da “Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü’s-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü’l-Hilafetü’l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet” gibi bilinen farklı 33 isme sahip.

Alcatraz Adası

Alcatraz Adası, San Francisco Körfezi’nde sahile 2,4 km uzaklıkta 9 hektar alana yayılmış ve 1861 – 1963 yılları arasında ABD’nin en ünlü hapishanelerinden biri olarak kullanılmış bir adadır.

alcatraz

1775 yılında ünlü İspanyol gezgini, Juan de Ayala, San Francisco açıklarında bulunan adaya ilk çıkan kişidir. Bu gezisi sırasında San Francisco sahillerini haritaya aktaran gezgin civardaki 3 adadan birine ‘Alcatraces’ ismini vermiştir. Daha sonra da zamanla bu isim İngilizce’ye çevrilip ‘Alcatraz’ ismini almıştır.

1850 yılında Amerika Birleşik Devletleri Hükumeti bu adayı, Birleşik Devletler Ordusu için kullanmaya başladı. 1850’li yılların başında da adanın önemi arttırılarak, adaya bir kale yapıldı, ve ada karargah olarak kullanılmaya başlandı. Daha sonra da, Amerika Birleşik Devletleri Ordusu bu ada üzerine 100 tane uzun menzilli top koyarak adayı batı yakasının en güçlü kalesi durumuna getirdi. Alcatraz Adası ‘Fort Point’ ve ‘Lime Point’ ile birlikte Amerika batı yakasının önemli savunma üçlüsünün biri konumuna geldi.

Aerial View of AlcatrazAlcatraz_Island_03

Ada 1850’lerin sonlarında ilk mahkumlarını, askeri mahkumlar olarak aldı, ve bu tarihten sonra 100 yıl kadar bir süre, sadece tutuklulara hizmet verdi. 1909 yılında ada üzerinde bulunan kale yıkıldı, kalenin bodrum katı bırakıldı ve bu bölüm sadece savaş esirleri için hapishane olarak kullanılmaya başlandı. 1909 yılından 1911 yılına kadar Alcatraz’da tutuklu bulunan esirler adadaki hapishaneyi inşa ettiler.

Amerika Birleşik Devletleri Ordusu, bu adayı 1850 ve 1933 yılları arasında, 80 yıl kadar kullandı, ta ki ada Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı’nın eline transfer olana kadar. Bundan sonra da ada, maksimum koruma ile sadece hapishane olarak kullanılmaya başlandı. Asıl amaç 1920 ve 1930’lu yıllarda çok fazla görünen suç sayısını azaltmak ve potansiyel suçlulara bir şekilde gözdağı vermekti.

Alcatraz Adası, birçok ünlü suçluyu ağırlamıştır. Bunlardan bazıları; Al Capone, Doc Barker, “makineli tüfek” George Kelly, “kuş adam” ya da Alkatraz Kuşçusu olarak bilinen Robert Franklin Stroud, Bonnie ve Clyde ikilisinin şoförü Floyd Hamilton ve Alvin Karpis gibi isimlerdi.

alcapone robert
Al Capone Robert Franklin Stroud

Hükümlülerin sayılarla isimlendirildiği Alcatraz’da çok basit temel gereksinimler dışında hiçbir ayrıcalık yoktu. Cezaevi kitaplığından yararlanmak için bile en az beş yıl sorun çıkarmayan bir mahkûm olma şartı aranıyor, aşırı akıntıyla çevrili adadan kaçışın çok zor olduğu hapishane koşulları, esir kamplarına benziyordu. Sığınma yeri, yemek, kıyafet ve sağlık yardımının dışında hiçbir şey verilmiyordu. Çoğu mahkum, günün 23 saatini hücresinde geçiriyordu. Ancak fırsat gelirse, dışarıya -temizlikçi olarak- bir saat kadar çıkabiliyorlardı. Ana binada kapılar ve pencereler, demir parmaklıklarla kapalıydı. Burada ve gözetleme kulesinde silahlı görevliler vardı. Adanın etrafı ise soğuk körfez suları ve bolca köpekbalığı ile çevriliydi.

alcatraz-cellhouse-garry-gayindians-welcome-sign-national-park-serviceAlcatraz_Island_-_prison_cells

Kaçışlar

Adanın cezaevi olarak kullanıldığı süre içinde 29 yılda 36 mahkûm 14 ayrı kaçma girişiminde bulundu. 23’ü yakalandı, ikisi boğularak, sekiz hükümlü öldü, yakalanamayan sadece beş kişi kaldı.

  1. 27 Nisan 1936 – Joe Brown, çöpleri yakma görevini yerine getirdiği sırada, bir anda, yakınlardaki demir tellerden tırmanmak suretiyle kaçmaya calışır. Bütün uyarılara rağmen aşağıya inmeyi reddetmiş ve tırmanmaya devam etmiştir. Uyarı ateşlerini da dikkate almayan mahkum vurularak yere düşmüştür. Kaldırıldığı hastanede yaralarından ötürü hayatını kaybetmiştir.
  2. 16 Aralık 1937 – Atölyede çalışmak ile görevli Theodore Cole ve Ralph Roe zamanla planladıkları kaçış planını uygulamaya soktular. Çalıştıkları atölye parmaklıklarından tırmanarak, üst bölmedeki açıklıktan deniz seviyesine indiler ve suya dalarak yüzmeye başladılar. Ancak kendilerinden hiç haber alınamamıştır. O gece San Francisco açıklarında olan fırtına dolayısıyla, iki mahkumun boğularak olduğu tahmin edilmiş ve ikisinin raporlarında da ‘kayıp ve boğularak öldükleri zannediliyor’ yazılmıştır. Ne var ki cesetlerine rastlanmamıştır. Halen birçok insan bu iki mahkumun başarıyla kıyıya ulaştıklarını ve kaçtıklarını tahmin ediyor.
  3. 23 Mayıs 1938 – Marangozhanede çalışmak ile görevli olan James Limerick, Jimmy Lucas, ve Rufus Franklin çalışmakta oldukları bir günde yine orada görevli olan Royal Cline ismindeki silahsız gardiyana çekiçlerle saldırdılar. (Bu saldırı sırasında gardiyan hayatını kaybetmiştir). Daha sonra bu üçlü çatıya çıkarak, kulelerden birine ulaştı. Orada bulunan Harold Stites ismindeki gardiyana saldırdılar, ama bu sefer silahlı olan gardiyan Limerick ve Franklin’e ateş etmiş, Limerick olay yerinde hayatını kaybetmiş, Lucas ve Franklin ise bu girişimleri sonucunda Royal Cline ismindeki gardiyani öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum olmuşlardır.
  4. 13 Ocak 1939 – Arthur ‘Doc (Doktor)’ Barker, Dale Stamphill, William Martin, Henry Young, ve Rufus McCain ismindeki mahkumlar bulundukları hücre pencerelerinden, daha önce elleri ıle diktikleri çarşafların yardımıyla, kaçmayı başardılar. Denize ulaşan mahkumları gardiyanlar adanın batı yakasında gördü. Martin, Young, ve McCain tutuklanmış, Barker ve Stamphill, açılan ateş sırasında yaralanmıştır. Bunlardan Barker daha sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiştir.
  5. 21 Mayıs 1941 – Joe Cretzer, Sam Shockley, Arnold Kyle, ve Lloyd Barkdoll sayıları bilinmeyen bazı gardiyanları rehin olarak aldı. Aralarında Paul Madigan’ın (daha sonra Alcatraz’da Cezaevi Müdürlüğü görevine getirilmiştir) da bulunduğu gardiyanlar, bu mahkumları adadan kaçamayacaklarına ikna etti. İkna olan mahkumlar teslim oldu.
  6. 15 Eylul 1941 – Çöp toplama görevini yapan John Bayless ismindeki mahkum kaçma girişiminde bulundu. Sahile kadar kimseye yakalanmadan giden mahkum soğuk San Francisco denizine girince kaçmaktan vazgeçti. Daha sonra bu girişiminden sonra mahkemeye çıkarılan mahkum mahkeme salonundan da kaçma girişiminde bulunmuş, yine başarısız olmuştur.
  7. 14 Nisan 1943 – James Boarman, Harold Brest, Floyd Hamilton, ve Fred Hunter çalıştıkları bölümde gardiyanları rehin aldı. Daha sonra duvardan tırmanarak denize kadar gelmeyi başardılar. Rehin olarak alınan gardiyanlar, diğer gardiyanlara bağırarak haber verme fırsatını yakaladılar. Kaçmak üzere denize atlayıp yüzen Boarman, Brest, ve Hamilton ismindeki mahkumlara ada üzerinden gardiyanlar tarafindan ateş edilmiş, Hunter ve Brest yakalanmıştır. Boarman ise açılan ateş sırasında yaralanmış, ve su içinde kaybolmuştur. Cesedi bulunamamış, ve raporlara ‘boğuldu’ yazılmıştır. 2 gün kadar ada üzerindeki bir mağarada saklanan Hamilton ise kaçmak icin adaya tekrar geri çıktığı zaman gardiyanlar tarafından yakalanmıştır.
  8. 7 Ağustos 1943 – Huron ‘Ted’ Walters, çamışırhanede çalıştığı zamanlarda bir anda ortadan kayboldu. Kimseye görünmeden denize ulaşan mahkum denize giremeden yakalanmıştır.
  9. 31 Temmuz 1945 – Alcatraz tarihinin en zeki ve ustaca planlanmış kaçış planında John Giles, ada iskelesinde çalıştığı zaman kendisine kirli askeri çamaşırlarını gemiye yükleme görevi verilmiştir. Bu mahkum kirli olan çamaşırlardan bir askeri üniformayı üzerine giymiş, büyük bir soğukkanlılıkla gemiye çıkmıştır. Ama ada üzerinde yokluğu hemen hissedilmiştir. Geminin San Francisco yerine, bir diğer ada olan Angel Island’a (Melek Adası) gitmesi de kendisinin şanssızlığı olmuştur. Melek Adası’nda gardiyanlar tarafından karşılanan mahkum tutuklanarak Alcatraz’a geri götürülmüştür.
  10. 2-4 Mayıs 1946 – Tarihte ‘Battle of Alcatraz (Alcatraz Savaşı) olarak bilinen kaçma girişimidir. Altı mahkum hücre gardiyanlarını etkisiz duruma getirerek silah depolarına ve hücre anahtarlarının olduğu yerlere ulaştı. Bir süre sonra, hapishane avlusunun anahtarının kendilerinde olmadığını anlayan mahkumların planı yavaş yavaş bozulmaya başlamıştır. Zamanla mahkumların kaçtıkları gardiyanlar tarafından anlaşılmış, Bernard Coy, Joe Cretzer, Marvin Hubbard, Sam Shockley, Miran Thompson, ve Clarence Carnes isimlerindeki mahkumlar, kolayca teslim olmak yerine çatışmayı tercih etmişlerdir. Çatışma sırasında esir alınan gardiyan, Shockley ve Thompson ismindeki mahkumların, Cretzer ismindeki diğer mahkumu kışkırtması sonucu öldürülmüştür. Shockley, Thompson, ve Carnes ismindeki diğer mahkumlar ise bu olaydan sonra hücrelerine geri döndüler. William Miller ismindeki gardiyan çatışma sırasında vurularak hayatını kaybetmiştir. Bu kaçıs girişimi sırasında 18 gardiyan yaralanmıştır. 4 Mayıs günü San Francisco’dan gelen askeri yardım sonucu ele geçirilen Coy, Cretzer, ve Hubbard’ın cesetleri ile bu çatışma sona ermiştir. Shockley, Thompson, ve Carnes ismindeki mahkumlar çıkarıldıkları mahkemede gardiyan öldürmek suçundan San Quentin’deki hapishanede bulunan gaz odalarında ölüme mahkum edilmiştir (Aralık 1948). Olay sırasında daha 19 yaşında olan Carnes’in cezası hafifletilerek, ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir.
  11. 23 Temmuz 1956 – Floyd Wilson ismindeki mahkum limanda çalıştığı zamanda ortadan kaybolmuştur. Birkaç saat kıyıdaki kayalar üzerinde saklandıktan sonra gardiyanlar tarafından tutuklanarak tekrar mahkumlar arasına geri dönmüştür.
  12. 29 Eylül 1928 – Çöp bölümünde çalışan Aaron Burgett ve Clyde Johnson ismindeki mahkumlar, departman başında bulunan gardiyanı etkisiz duruma getirip kaçma girişiminde bulunmuştur. Johnson kaçmak üzere suya girdiğinde yakalanmış, fakat Burgett kaybolmuştur. Gün boyu yapılan aramalarda Burgett ismindeki mahkuma rastlanmamıştır. Olaydan 2 hafta sonra San Francisco sahillerinde Burgett’in cesedi bulunmuştur.
  13. 11 Haziran 1962 – Clint Eastwood’un başrolünü oynadığı ‘Escape from Alcatraz (Alcatraz’dan Kaçış)’ filminin de konusunu aldığı kaçma girişiminde Frank Morris ve John, Clarence kardeşler bulundukları hücrelerden kaybolmuşlar ve bir daha bulunamamışlardır. Elle yapılmış matkaplar tarafından hücrelerin havalandırma boşlukları, bir insan bedeninin girebileceği şekilde genişletilmiştir. Aynı zamanda kaçış sırasında sahte duvar şekli, ve gerçek insan saçından, elle yapılmis kafa figürleri kullanılmıştır. Duvar şeklindeki figür havalandırmanın önüne konularak, ve kafa figürlerinin de yatağa yerleştirilerek mahkumlar kaçmak için zaman kazanmış. Kafa figürleri, akşam sayımı sırasında mahkumların yokluğunun farkedilmemesi için yataklara yerleştirilmiştir. Havalandırma deliğinden, havalandırma boşluğuna çıkan mahkumlar buradan çatıya tırmanmışlardır. Oradan da denize inen mahkumların, kaçmak için adanın kuzeydoğu kısmını seçtikleri belirlenmiş. Çalıştıkları bölmelerden aldıkları yeleklerle kendilerine can yeleği yaptıkları belirlenen mahkumların kaçmak için kullandıkları eşyalar ertesi gün ele geçirilmiştir. Daha sonraki aramalar sonucu mahkumların kaçarken kullandıkları, kendilerinin hazırladıkları can yeleklerinin ikisi, biri Golden Gate Köprüsü’nün altında, diğeri ise San Francisco açıklarında ele geçirilmiştir. Fakat mahkumlardan bir haber alınamamıştır. Kaçıs girişimiden birkaç hafta sonra, San Francisco sahillerinde, üzerinde mahkum kıyafetine benzeyen bir tür kıyafet olan bir ceset bulunmuştur. Fakat çok fazla tahrip olan ceset tanınamayacak derecede olduğundan kimlik tespiti yapılamamıştır.
  14. 16 Aralık 1962 – John Paul Scott ve Darl Parker, mutfak kısmındaki demir parmaklıkları astıktan sonra denize inmeyi başarmışlardır. Kısa bir süre sonra Parker Alcatraz açıklarında bir kaya üzerinde bulunmuştur. Scott ise San Francisco’ya kadar yüzmeyi başarmış, ve Golden Gate Köprüsü’nün altındaki kayalıklarda, gençler tarafından bulunmuştur. Geçirdiği şok yüzünden hemen askeri hastaneye kaldırılan Scott, iyileşince tekrar Alcatraz’a geri gönderilmiştir.

21 Mayıs 1963 günü, Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı, 29 yıl süreyle hapishane olarak kullanılan adayı kapattı. Hükümlüler başka yerlere nakledildi.

map

Hapishane faaliyeti durdurulduktan ve Alcatraz kapatıldıktan sonra, bu ada terkedilmiş bir görüntü içine büründü. Ada hakkında çok değişik fikirler beyan edildi. Bu fikirlerden bir tanesi de, adanın üzerine, New York’taki özgürlük anıtı gibi bir anıtın yapılmasıydı. Bu anıt da Batı yakasını temsil eden bir anıt olabilirdi. Fikirlerden bir diğeri, adanın bir otel veya alışveriş merkezi haline getirilmesiydi. 1969 yılında Ada üzerinde yerliler hak iddia ettiler, ve bu ada üzerine yerli amerika’lıları temsilen, kültürel bir merkez kurulmasını istediler. Bu iş başta çok benimsendi, hatta 18 ay gibi bir süre Alcatraz böyle bir iş için kullanıldı, ama zamanla bu işin adaya ne kadar zarar verdiği görülünce bu işin de durdurulmasına karar verildi. 1971 Haziran ayında Amerika Birleşik Devletleri, yerlilerin adadan çıkartılmsına karar verdi.

1972 yılında Amerika Birleşik Devletleri, adanın bir park olarak kullanılmasına ve Golden Gate Park Alanı içine dahil edilmesine karar verdi. 1973 yılında ada insanlara açıldı, ve kısa bir sürede Amerika’nın en önemli parklarından biri konumuna geldi. Bugün Alcatraz Adası ve Alcatraz Hapishanesi, yılda 750 bin ziyaretçinin gittiği bir müze olarak kullanılmaktadır.

Filmler

The Book of Eli (2010)
X-Men: The Last Stand (2006)
Catch Me If You Can (2002)
The Rock (1996)
Murder in the First (1995)
Escape from Alcatraz (1979)
Point Black (1967)
Birdman of Alcatraz (1962)
Experiment Alcatraz (1950)

Diziler

Alcatraz (2012)

Starbucks

Kahve, pek çok kültürde olduğu gibi Türk kültüründe de ve hatta diğer kültürlerden çok daha fazla olmak üzere önemli bir yere sahiptir. Atalarımız “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” diye boşuna söylememişlerdir. Bununla birlikte kahvenin 4 tip (filtre, french press, espresso ve Türk kahvesi) hazırlama yönteminden biri de biz Türklere özeldir. Ne var ki kültürümüzde bu kadar önemli yere sahip kahveyi çok tüketmemize rağmen diğer pek çok konuda olduğu gibi markalaşma konusunda oldukça gerideyiz.

Kahve konusunda daha detaylı önceki yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

starbucksKahve üzerinde markalaşma konusunda şüphesiz lider artık Türkiye’de bile her noktada şubesini görebildiğimiz Starbucks Coffee’dir. Starbucks Coffee’nin lider olmasının arkasında yatanlar ilginç olduğu kadar örnek alınacak özelliktedir. Nitekim günümüzde üniversitelerin işletme bölümlerinde Starbucks Coffee’nin gelişimi ders konusu olarak dahi anlatılmaktadır.

Starbucks Coffee, ilk kez 1971 yılında Amerika’nın Seattle kentinde Pike Place Market adıyla çekirdek kahve satmak üzere kurulur. On yıl sonra Howard Schultz pazarlama direktörü olarak göreve geldikten sonra şirketin ilgi odağı çekirdek kahveden İtalyan tarzı espresso barlarına kaymaya başlar. Bunda Schultz’un 1983 yılında İtalya’ya gitmesi ve İtalyanların espresso barlarından ve kahve deneyimine olan aşklarından büyülenmesi yatar. Schultz, Il Giornale kafelerini açmak üzere kısa bir süreliğine şirketten ayrılır ve yerel yatırımcıların da yardımlarıyla 1987 yılında Pike Place Market’i satın alır. Moby Dick romanının bir karakteri olan Starbucks adının kullanılması da bu zamana denk gelir. Şirket bugün halen kullanılmakta olan deniz kızı logosunu ise eski bir balıkçı teknesinden almıştır.

Starbucks, kurulduğu tarihten itibaren farklı bir şirket olma yolunda ilerledi. Sadece kahve ve zengin bir kahve kültürü değil birinci sınıf kahve dükkanı kültürüne uzanan bir evrim içine girdi. ‘Üçüncü mekan’ olarak tasarlanan Starbucks, ‘ev var, iş var ve sonra bir de Starbucks var’ iddaası ile insanları orada diledikleri kadar oyalanmaya özendirdi. Schultz havayolları, perakendeciler ve şirketlerle kurumsal anlaşmalar yaparak onların kendi tesislerinde Starbucks sunmanın büyümek için hızlı bir kulvar olduğunu fark etti. Zamanla kahve barları tüketiciler arasında öylesine güçlü bir tutku yarattı ki Starbucks’ı havayolu, perakende ya da iş deneyimi kapsamına almak, onlara anında katma değer ve prestij artışı sağlamaya başladı.

starbucks2

Ürün ve markalama konusunda da oldukça yenilikçi bir strateji izleyen Starbucks çıkardığı ‘Noel harmanı’ kahve ve neşeli kağıt fincanlarıyla, daha ilk yıl büyük başarı sağladı. ‘Frapuccino’ 1994’te en çok satılan buz gibi soğuk kremalı kahve harmanı oldu ve diğer birçok perakendeci tarafından da hızla şişelenerek satıldı.

Schultz başarısının hiçbir gizli formülü olmadığını, “Yaptığımız hiçbir şeyin üzerinde patentimiz yok ve yaptığımız her şey herkes tarafından taklit edilebilir. Ancak bir işin canı yürekten oluşunu taklit edemezsiniz. Bunu insanlar yaratır. Ne yaptığını, her bir müşteri için neden özel bir deneyim yaratmakta olduğunu ve burayı nasıl kendilerinin de üçüncü mekanı yapacağını bilen insanlar bunlar.” şeklinde açıklıyor.

İçecek Boyları

3451632069_a44af8e4fd_oStarbucks üzerine en çok konuşulan konulardan biri de içeçek boyları ve aldıkları isimlerdir. Starbucks ilk açıldığında sadece iki tip boy içeceği vardı. Kısa ve uzun anlamlarına gelen 8oz büyüklüğünde Short ve 12oz büyüklüğünde Tall bu açıdan oldukça mantıklı bir isimlendirmeydi. Zaman içinde bu iki boyun yanına kelime anlamı gibi kendisi de diğerlerinden büyük olan 16oz büyüklüğündeki Grande eklendi. Müşterileri talepleri doğrultusunda bir süre sonra 20oz büyüklüğünde yeni bir boy daha ortaya çıktı ve bu boya İtalyanca yirmi anlamına gelen Venti denildi. Diğer boylara oranla daha az talep edilen Short boy böylece dükkanlardaki tarife panolarından çıkarıldı. Ancak halen daha talep edilmesi durumunda bu boyda içecek almak mümkün. Son olarak henüz Türkiye’de göremediğimiz ancak yavaş yavaş dünyadanın çeşitli noktalarındaki Starbucks dükkanlarında soğuk içecekler için sunulmaya başlanan 30oz büyüklüğündeki Trenta  var. Trenta büyüklük değeri olan otuzun İtalyanca karşılığıdır.

Short 8 oz 237 ml
Tall 12 oz 355 ml
Grande 16 oz 473 ml
Venti 20 oz 591 ml
Trenta 30 oz 887 ml

Uluslararası Matematik Bulmaca Çılgınlığı

alex-sayilar-diyarinda20121015162542Matematik okullarda çoğu öğrencinin kabusu olsa da hayatımızın her anında kullandığımız önemli bir bilim dalıdır. Öyle ki eğlenmek için başvurduğumuz pek çok bulmacanın da altında Matematik vardır.  Allex Bellos‘un “Alex Sayılar Diyarında” isimli kitabı (okumayanlar için şiddetle tavsiye ediyorum) matematiğin hayatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu basit bir dille örnekler üzerinden anlatmaktadır. Kitabın içinde yer alan bir bölüm ise tamamen bulmacalara ayrılmıştır. Buradan hareketle kitapta detaylı olarak anlatılan matematikle bağlantılı olarak dünyada yaşanan 4 adet bulmaca çılgınlığını bu yazıda özetlemeye çalıştım:

  • Tangram
  • Onbeş Bulmacası
  • Sabır Küpü
  • Sudoku

Sanırım hepimizin en az bir kere bu bulmacalara el attığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Tangram

Tangram, ilk olarak 19. yy başlarında Amerikalı ve Avrupalı denizcilerin Çin’den döndükleri zaman yanlarında tahtadan ya da fildişinden  yapılmış 7 parçalı geometrik şekil takımları getirdiklerinde ortaya çıkmıştır. Bu takımlar iki büyük üçgen, iki küçük üçgen, bir orta boy üçgen, bir eşkenar dörgen ve bir de kareden oluşuyordu. Bu parçalar bir araya getirildiğinde büyük bir kare elde ediliyordu. Bulmacanın amacı verilen tüm 7 nesneyi kullanarak resmedilmiş şekilleri yapabilmekti. Orjinal olarak Çin bulmacası olarak adlandırılan bu takımlar daha sonra Tangram ismini almıştır.

Çin dışında yayınlanan ilk Tangram kitabı 1817 yılında Londra’da basıldı. Hemen bir moda başlatan kitap kısa zamanda tüm dünyaya yayılarak benzer kitapların çıkmasına neden oldu. Her kuşak yeni figürler ürettiği için 200 yıl boyunca Tangram modasını hiç kaybetmedi.

Tangram, çözümü kolay gözükse de kimi durumlarda inanılmaz derecede zor olabilir. Şekiller kolaylıkla aldatabilir, tamamen aynı görünen iki şeklin yapısı tamamen farklı olabilir. Tangram size bir nesnede ilk gördüğünüz şeyin aslında onun özü olmayabileceğini hartılatarak gönül rahatlığına karşı bir uyarı olarak hizmet edebilir.

tangram

Onbeş Bulmacası

1879 yılında ilk kez Amerika’da Boston kentinde bir oyuncakçı dükkanında satışa sunulan onbeş bulmacası kare bir 4 x 4 kalıbın içerisine yerleştirilmiş 15 küp bloktan oluşmaktadır. Bulmacanın amacı boş kareyi kullanarak diğer blokları kaydırıp bulmacayı numara sırasına göre dizerek tamamlamaktır. Boston’dan New York’a ve oradan da tüm Amerika’ya yayılan bulmaca kısa zamanda tüm dünyada en çok satan oyuncaklar listesine girmiştir.

Onbeş bulmacasının önemli bir özelliği bazen çözülemez oluşudur. Küpler kutuya rastgele dizildiğinde ya küpler doğru sırayla yerleşmekte ya da ilk üç sırası doğru son sırada ise 13-15-14 olarak sıralanmaktadır. 1980 yılında zamanın seçkin matematikçilerinden Hermann Schubert 13-15-14 sıralamasının 13-14-15 olarak yeniden düzenlenemeyeceğini kanıtlamıştır. Kısa bir süre sonra da yeni kurulmuş olan American Journal of Mathematics tüm başlangıç pozisyonlarına göre, sonuçların yarısının 13-15-14 ile bittiğine, diğer yarısının ise 13-14-15 ile bittiğine dair kanıt yayınlamıştır. Böylece onbeş bulmacası her zaman çözülemeyen uluslararası tek bulmaca çılgınlığı olarak kalmıştır. Bazı insanları çıldırtmasına hiç şaşmamak lazım.

onbes

Sabır Küpü

1974 yılında Macar heykeltıraş ve mimar Ernõ Rubik onbeş bulmacasını geliştirmek için çabalarken aklına bulmacayı üç boyutlu olarak yeniden tasarlamak gelmiş ve bütün bulmacalar tarihindeki en başarılı bulmaca olan Rubik küpünün (sabır küpü) ilk örneğini ortaya çıkarmıştır.

Orjinal sabır küpü 3 x 3 x 3 boyutlarında sıralı 26 küp ya da küpçükten oluşmakta, her bir dikey ve yatay sıralar bağımsız bir şekilde haraket edebilmektedir. Zira her bir parça merkezinden çıkan küresel bir kilit mekanizmasıyla ana gövdeye bağlıdır. Bulmacanın amacı küp karıştırıldıktan sonra, küpçükleri her bir yüzeyi aynı renkte olacak şekilde dizmektir. Her bir yüzey için ayrı bir renk vardır. Genel olarak kullanılan renkler kırmızı, sarı, turuncu, mavi, yeşil ve beyazdır.

Zaman içinde özellikle 2000 yılından sonra ortaya speedcubing yani sabır küpünün hızla çözülmesi ortaya çıkmıştır. Bu alanda çeşitli yarışmalar düzenlenmekte ve mevcut rekor kırılmaya çalışılmaktadır. Şu andaki  mevcut rekor 19 yaşındaki Hollandalı öğrenci Erik Akkersdijk’e ait olan 7.08 saniyedir.

Sabır küpü ile ilgili daha detaylı bilgi içeren önceki yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Rubik Küp

Sudoku

Japonca ‘bir rakam sadece bir kere görünmeli’ anlamına gelen Sudoku ilk kez 1980 yılında Japon bulmaca ustası Maki Kaji tarafından kendi yayınladığı bulmaca dergisinde yer almış ancak beklediği ilgiyi görmemiştir. 1997 yılında Tokyo’da aldığı bulmaca dergisinde Sudoku ile karşılaşan Wayne Gould adındaki bir Yeni Zelandalı, bulamaca üzerine çalışıp tam 6 yıl uğraşarak sudoku yapan bir bilgisayar programı hazırlamıştır. 2004 yılında New Hempshire’s Conway Daily Sun gazetesini programın ürettiği bulmacalardan bir tanesini yayınlamaya ikna etmesiyle sudoku kısa zamanda insanların dikkatini çekmiş hızla tüm dünyaya yayılmıştır.

Bulmacada 9 x 9 ölçekli kare 3 x 3 ebatlarında alt karelere bölünmüş ve her bir alt kare koyu renklerle işaretlenmiştir. 1’den 9’a kadar olan sayılar büyük karede her satır ve sütünda bir kere kullanılmalı ve aynı zamanda alt kareler içerisinde de yanlızca bir kere yer almalıdır. Bulmacayı çözmek için genellikle 25 tane sayı büyük kare içerisinde yerleştirlmiş olarak verilir. Sayı adedi azaltılıp arttırılarak bulmacanın zorluk derecesi ayarlanır; ancak bu şekilde kısmen doldurulmuş her bir sudoku için benzersiz bir çözüm olacağı kesin değildir. Bazen bir çözüm olmamakla birlikte bazen birden fazla çözüm olabilmektedir. Bu nedenle başlangıçta yerleştirilecek sayıların iyi belirlenmesi gerekmektedir. Bugüne kadar hiç kimse 17’den az sayıda verilmiş bir sudoku için benzersiz bir çözüm bulamamıştır.

sudoku

Bir Hacker’ın Öyküsü : Kevin Mitnick

İlk üretilen bilgisayarlar ısı kontrollü cam odalarda kilitli devasa makinelerdi. Bu makineler üzerinde hesaplama işlemlerini daha çabuk yapabilmek için “hack” adı verilen programlama kısayolları kullanılıyor ve bu programlama kısayollarını geliştirip kullanan insanlar ise “hacker” olarak adlandırılıyordu. Günümüzde ise hacker kelimesi üstün bilgisayar bilgi ve becerilerini her türlü bilgiye ulaşmak adına kullanan insanları tanımlamaktadır.

Mitnick_Color2Tarihteki gelmiş geçmiş en büyük hacker olarak, aktif olduğu yıllarda Condor takma adını kullanan Kevin David Mitnick gösterilmektedir. Fujitsu, Motorola, Nokia ve Sun Microsystems gibi pek çok şirketin bilgisayar ağlarına giren Kevin Mitnick FBI’in “En Çok Arananlar” listesinde yer alan ilk hacker olarak da kayıtlara geçmiştir.

Başkangıçta yakın arkadaş grubu ile eğlence amaçlı olarak telefon sistemlerine giren Kevin Mitnick insanların telefon konuşmalarını dinlemek, çeşitli hatları başka numaralara yönlendirmek, adreslere yüksek tutarda telefon faturası gönderilmesini sağlamak gibi küçük çaplı işlerle uğraşmıştır. Ancak zaman içinde gelişen teknoloji ile birlikte ilgisi bilgisayar sistemlerine kaymıştır.

1981 yılında Amerika’nın en büyük telefon şirketlerinden Pacific Bell’in sistemlerine girmesi ve yöneticinin odasından kılavuz çalması sonucu yakın arkadaşının onu ihbar etmesiyle yakalanıp 3 ay hapis cezasına, bir yıl da gözetim altında tutulmaya mahkum olmuştur. Bu onun başının belaya girdiği ilk olaydır.

Hapisten çıktıktan kısa süre sonra bu sefer Güney Kaliforniya Üniversitesi’nin bilgisayarına girdiği tespit edilir ve tekrar altı ay hapse mahkum olur. Hapisten çıkar çıkmaz bu defa kredi kartı bilgilerini çalmaktan hakkında tutuklama kararı çıkar. Ama Kevin Mitnick teslim olmaz, kaçar ve tutuklama kararı zaman aşımına uğrar.

kevin-mitnick1988 yılında ise birlikte hackerlık yaptığı arkadaşı Lenny, Mitnick’in ‘Bu son olacak’ yalanlarından bıkarak FBI ile anlaşması sonucu evine yapılan bir baskınla yakalanır. 1990’da şartlı tahliye edildiğinde ise Kevin Mitnick hala uslanmamıştır. Yine bilgisayara girer; şartlı tahliye kurallarını ihlal ettiği için hakkında tekrar tutuklama kararı çıkar.

Uzun süre polisten kaçan ve sık sık yer değiştiren Kevin Mitnick’in son durağı Amerika’nın doğusundaki Raleigh kenti olmuştur. Bu kentte son ve en uzun hapis cezasına çarptırılmasına neden olan işini yapacaktır: Japon kökenli bir Amerikalı olan Tsutomo Shimomura’nın bilgisayarına girmek. Tsutomo Shimomura’nın çabalarıyla 15 Şubat 1995’te FBI tarafından yakalanan Kevin Mitnick 5 yıl hapis cezasına çarptırılır ve aynı zamanda elektronik cihazları kullanması yasaklanır.

Tsutomu SHapis cezası 21 Ocak 2000’de biten Kevin Mitnick’in, bilgisayarlara yaklaşma yasağı 21 Ocak 2003’e kadar devam eder. Bu süre zarfında telefonu da sadece annesini aramak için kullanabilir. Ayrıca 2010’a kadar yaptıklarını yazması da yasaktır. 2003’te bilgisayar kullanma yasağı kalktığında, televizyonlar Mitnick’in bilgisayara dokunuşunu naklen yayımlarlar.

Şimdilerde beyaz şapkalı bir hacker olarak kendi kurduğu firmasında güvenlik danışmanlığı yapan Kevin Mitnick kendisini ‘Artık değiştim. Bilgi güvenliği ve toplum mühendisliğiyle ilgili edindiğim geniş bilgi ve becerilerimi, devletin, işletmelerin ve bireylerin kendilerini koruyabilmeleri konusunda onlara yardım etmek üzere kullanıyorum’ sözleriyle açıklıyor.

 

Sanal Korsan (Takedown)

Takedown-film-afisiKevin Mitnick’in hacker’lık yaptığı yılları ve nihayetinde yakalanışını anlatan 2000 yapımı film Kevin Mitnick’in izini sürerek yakalanmasını sağlayan Tsutomu Shimomura ve gazeteci John Markoff tarafından kaleme alınan aynı adlı kitaptan uyarlanmış.

Yönetmenliğini Joe Chappelle’in yaptığı filmede Kevin Mitnick’i Skeet Ulrich, Tsutomu Shimomura’yı da Russell Wong canlandırıyor. Film sanatsal olarak çok fazla birşey vaat etmese de tarihin gelmiş geçmiş en büyük sanal korsanı Kevin Mitnick’i izlemek insanın filmden keyif almasını sağlıyor.

IMDb linki

Aldatma Sanatı (The Art of Deception)

aldatma_sanati_kevin_mitnickAldatma Sanatı, Türkiye’de Nejat Eralp Tezcan çevirisi ile ODTÜ Yayıncılık tarafından piyasa sürülmüş Kevin Mitnick‘in güvenlik ve toplum mühendisliği üzerine yazdığı bir kitap. Güvenlik konusunun öyküler üzerinden anlatıldığı kitapta her öykü için Kevin Mitnick’in konu hakkındaki önemli kısımları ayrıca vurguladığı bölümler mevcut.

Güvenliğin bir paroladan, kapıya dikilen nöbetçiden ibaret olmadığı, öncelikle insanın bilinçlendirilmesi gerektiğini çok iyi vurgulanan kitap, özellikle bilgi güvenliğine önem veren, bilgisayar başında saatlerini harcayan, bilişim insanının ilgisini çekebilecek özellikte.

idefix linki

Yönetmenler ve Favori Oyuncuları

Bir film çekilmeden önce şüphesiz öncelikle filmde rol alacak oyuncular belirlenir. Oyuncular belirlenirken pek çok kriterin göz önüne alındığı da su götütürmez bir gerçektir. Ancak ne var ki bazı yönetmenler yönettikleri filmlerin çoğunda aynı oyuncular ile birlikte çalışmıştır. İster uyum değin ister takıntı bu birlikteliklerin bir kısmından harika işler çıkmışken bir kısmı da artık kabak tadı vermeye başlamıştır. İşte yönetmenler, favori oyuncuları ve filmleri:

John Ford – John Wayne (21 film)

MV5BMTI5NDczOTUzMV5BMl5BanBnXkFtZTcwNDE3NDkwNA@@._V1._SY314_CR18,0,214,314_ MV5BMTYyMDA2MDQ4OV5BMl5BanBnXkFtZTcwMzYwNDkwNw@@._V1._SY314_CR49,0,214,314_
  • Hangman’s House (1928)
  • Mother Machree (1928)
  • Four Sons (1928)
  • Salute (1929)
  • The Black Watch (1929)
  • Men Without Women (1930)
  • Born Reckless (1930)
  • Stagecoach (1939)
  • The Long Voyage Home (1940)
  • They Were Expendable (1945)
  • 3 Godfathers (1948)
  • Fort Apache (1948)
  • She Wore a Yellow Ribbon (1949)
  • Rio Grande (1952)
  • The Quiet Man (1952)
  • The Searchers (1956)
  • The Wings of Eagles (1957)
  • The Horse Soldiers (1959)
  • The Man Who Shot Liberty Valance(1962)
  • How the West Was Won (1962)
  • Donovan’s Reef (1963)

Akira Kurosawa – Toshiro Mifune (16 film)

MV5BMjE3ODQwNTY2Nl5BMl5BanBnXkFtZTcwMTI5ODM1Mw@@._V1._SY314_CR5,0,214,314_ MV5BMTM3NzE2MzEyNF5BMl5BanBnXkFtZTcwNzA5MTU4Mw@@._V1._SY314_CR116,0,214,314_
  • Drunken Angel (1948)
  • The Quiet Duel (1949)
  • Stray Dog (1949)
  • Scandal (1950)
  • Rashomon (1950)
  • The Idiot (1951)
  • Seven Samurai (1954)
  • I Live in Fear (1955)
  • Throne of Blood (1957)
  • The Lower Depths (1957)
  • The Hidden Fortress (1958)
  • The Bad Sleep Well (1960)
  • Yojimbo (1961)
  • Sanjuro (1962)
  • High and Low (1963)
  • Red Beard (1965)

Martin Scorsese – Robert De Niro (8 film)

MV5BMTcyNDA4Nzk3N15BMl5BanBnXkFtZTcwNDYzMjMxMw@@._V1._SX214_CR0,0,214,314_ MV5BMjAwNDU3MzcyOV5BMl5BanBnXkFtZTcwMjc0MTIxMw@@._V1._SY314_CR12,0,214,314_
  • Mean Streets (1973)
  • Taxi Driver (1976)
  • New York, New York (1977)
  • Raging Bull (1980)
  • The King of Comedy (1983)
  • Goodfellas (1990)
  • Cape Fear (1991)
  • Casino (1995)

Martin Scorsese – Leonardo DiCaprio (5 film)

MV5BMTcyNDA4Nzk3N15BMl5BanBnXkFtZTcwNDYzMjMxMw@@._V1._SX214_CR0,0,214,314_ MV5BMjI0MTg3MzI0M15BMl5BanBnXkFtZTcwMzQyODU2Mw@@._V1._SY314_CR9,0,214,314_
  • Gangs of New York (2002)
  • The Aviator (2004)
  • The Departed (2006)
  • Shutter Island (2010)
  • The Wolf of Wall Street (2013)

Tim Burton – Johnny Depp (8 film)

MV5BMTcwNTc4NTMzOF5BMl5BanBnXkFtZTYwMzc5ODYz._V1._SX214_CR0,0,214,314_ MV5BMTM0ODU5Nzk2OV5BMl5BanBnXkFtZTcwMzI2ODgyNQ@@._V1._SY314_CR3,0,214,314_
  • Edward Scissorhands (1990)
  • Ed Wood (1994)
  • Sleepy Hollow (1999)
  • Charlie and the Chocolate Factory (2005)
  • Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street (2007)
  • Alice in Wonderland (2010)
  • Dark Shadows (2012)

Steven Soderbergh – George Clooney (6 film)

MV5BMTQwMjE3ODU1NV5BMl5BanBnXkFtZTYwMzc3MDIz._V1._SX214_CR0,0,214,314_ MV5BMjEyMTEyOTQ0MV5BMl5BanBnXkFtZTcwNzU3NTMzNw@@._V1._SY314_CR8,0,214,314_
  • Out of Sight (1998)
  • Ocean’s Eleven (2001)
  • Solaris (2002)
  • Ocean’s Twelve (2004)
  • The Good German (2006)
  • Ocean’s Thirteen (2007)

Ridley Scott – Russell Crowe (5 film)

MV5BMjAwMzc0NjY3OF5BMl5BanBnXkFtZTcwNTU0MjQ1Mw@@._V1._SY314_CR7,0,214,314_ MV5BMTQyMTExNTMxOF5BMl5BanBnXkFtZTcwNDg1NzkzNw@@._V1._SX214_CR0,0,214,314_
  • Gladiator (2000)
  • A Good Year (2006)
  • American Gangster (2007)
  • Body of Lies (2008)
  • Robin Hood (2010)

David Fincher – Brad Pitt (3 film)

MV5BMTc1NDkwMTQ2MF5BMl5BanBnXkFtZTcwMzY0ODkyMg@@._V1._SX214_CR0,0,214,314_ MV5BMjA1MjE2MTQ2MV5BMl5BanBnXkFtZTcwMjE5MDY0Nw@@._V1._SX214_CR0,0,214,314_
  • Se7en (1995)
  • Fight Club (1999)
  • The Curious Case of Benjamin Button (2008)