Malezya

Singapur-Malezya-Tayland gezimizde Singapur’dan sonraki durağımız Malezya oldu. Malezya’da sırasıyla Penang Adası, Langkawi Adası ve başkent Kuala Lumpur’u gezdik.

Penang Adası

Penang Adası, anakaradaki yerleşim ile birlikte Malezya’nın başkent Kuala Lumpur’dan sonra en büyük ikinci yerleşim bölgesidir. Ada, anakaraya 13 km’lik iki köprü ile bağlıdır. Adayı ziyaret edilesi bir yer haline getiren şey kuzey doğusunda yer alan ve adını Britanya Kralı III. George’tan alan Georgetown kasabasıdır. Bu kasaba kozmopolit bir şehir olarak uzun geçmişi nedeniyle Malezya’nın bir diğer şehri Malakka ile birlikte UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmiştir. Adaya gitmek üzere Singapur Changi Havaalanı’ndan 19:45’de kalkan JetStar Havayolları’na ait uçağımız yerel saat ile 21:15’de Penang Havaalanı’na indi. Bir an önce giriş işlemlerini yapıp kalacağımız hotele doğru yola koyulmak isterken bir süprizle karşılaştık. Pasaport kontrolü yapan görevli kadın Türk pasaportunu görünce beklememizi söyledi ve yanındaki kitabı karıştırarak birşeyler aramaya başladı. Aradığını bulamamış olacak ki bu kez sanırım daha yetkili birilerini telefonla arayarak konuşmaya başladı. Bu arada bizim dışımızda yolcu kalmamış, diğer görevli memurlar da işlemimizi yapan memurun yanına gelerek olaya dahil olmuşlardı. Biz endişe içerisinde neler oluyor anlamaya çalışırken yaklaşık 10 dk sonra görevli kadın ülkeden çıkış yapacağımız uçuş bilgileri istedi. Biletlerimizi gösterdik, birtakım notlar aldıktan sonra pasaportlarımıza mühür vurarak işlemlerin tamamlandığını bildirdi. Biz derin bir nefes alarak bagaj bölümünde, başında polislerin beklediği bavulumuzu alıp, bir miktar döviz bozdurarak havaalanından ayrıldık.

Penang Havaalanı, Georgetown kasabasından epey uzakta adanın aşağısında kalıyor. Kasaba merkezine gitmek için taksi dışında tek alternatif belediye otobüsünü kullanmak. Bunun için havaalanı çıkışında bulunan otobüs durağından 101 nolu hatta binmek gerekiyor. Şansımıza bu kez fazla beklemeden gelen otobüse şöförden 2 ringit ücret karşılığı aldığımız biletler ile binerek yaklaşık 1 saatlik yolculuk sonrası Georgetown şehir merkezine yakın bir noktada bulunan KOMTAR adlı yere geldik. KOMTAR (Tun Abdul Razak Complex), 65 katlı yönetim, alışveriş ve eğlence merkezi olup aynı zamanda otobüslerin merkezi kalkış noktasıdır. Buradan yürüyerek yakın mesafedeki Booking.com üzerinden bulduğumuz Wassup Youth Hostel‘e vardığımızda saat 22:30 olmuştu. Hostel, ödediğimiz 2 gecelik 190 ringit ücretine göre iyi bir konaklama tercihi olsa da bizi çok fazla tatmin etmedi. Aldığı puanı haketmediğini düşünüyoruz. Hostele yerleştikten sonra kısa bir tur atıp ertesi gün için dinlenmek üzere geri döndük. İlk izlenim olarak Singapur gibi son derece modern bir yerden böylesine salaş bir yere geliyor olmak bizde adeta kültür şoku yaşattı diyebiliriz. Ne var ki Singapur’da nefes almayı dahi zorlaştıran nemli sıcak hava burada bir nebze olsun daha az etkiliydi.

Sabah ilk işimiz Güneydoğu Asya’daki en büyük Budist tapınağı olan Kek Lok Si tapınağını görmek oldu. Bunun için dün havaalanından gelişte indiğimiz durağa giderek buradan 201 nolu otobüse bindik ve Jalan Pasar adlı noktada indik. Bu noktadan sonra yokuş yukarı tabelaları takip edip bir müddet çıkarak tapınağa ulaştık. Tapınak tepe üzerine kurulu olup harika bir manzara sunuyor ve çok geniş bir alana yayıldığı için her yerini gezmesi epey zaman alıyor. Genel olarak tapınak 3 bölüme ayrılabilir: Satış alanları ile yemek bölümleri ve göletin bulunduğu giriş alanı, tapınaklar, bahçeler ve pagodanın bulunduğu orta bölüm ve teleferik ile çıkılan Kuan Yin heykeli ile bahçe ve diğer tapınakların olduğu tepe bölüm. 2 ringit ücret karşılığı gezilebilen Pagoda 8 köşeli taban üzerine kurulu çok katlı bir kule olarak düşünülebilir. Taban bölümü Çin tarzı, orta bölümü Thai tarzı ve en üst bölümü de Birman tarzı dizayn edilmiş bu güzel kulenin tepesine ulaştığınızda ise harika bir manzara sizleri bekliyor. 2 ringit ücret ile teleferik kullanılarak çıkılan tepe bölümünde ise 30.2 metre yüksekliğindeki devasa Avalokiteshvara bronz heykeli (Kuan Yin-Merhamet Tanrıçası) bulunuyor ve tabi yanında yine enfes bir manzara var. Biz 3 saate yakın vakit harcadığımız bu güzel tapınaktan aynı yolla geri dönerek şehir merkezine geldiğimizde saat 14:00’ü geçiyordu.

Şehir merkezini gezmeye başladığımızda Georgetown’nın neden UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edildiğini daha iyi anladık. 1786 yılında İngiliz sömürgesi altında Kaptan Francis Light tarafından kurulan şehrin sokakları özenle muhafaza edilmiş 2 katlı otantik evlerle dolu. Bu hali ile şehir tam bir açık hava müzesine dönmüş durumda. Şehri turistik yapan en önemli unsurlardan biri de Litvanyalı sanatçı Ernest Zacharevic`e ait sokak sanatı çalışmaları. Neredeyse her sokakta karşılaşabileceğiniz bu çalışmalar büyük ilgi görüyor ve turistler ellerinde harita bunları çekmek icin şehri karış karış dolaşıyor. Sokak resimlerinin hepsini görmek için kaldığınız otelden ya da turist info’dan ücretsiz sokak sanatı haritası alabilirsiniz. Pek çoğu şehri dolaşırken aniden karşınıza çıksa da bazılarını bulmak için biraz çaba sarf etmek gerekiyor. Şu siteye göz atabilirsiniz. Biz de otelden aldığımız haritayı takip ederek şehri sokak sokak gezip bol bol fotoğraf çektirdik ve oldukça eğlendik. En fazla hoşumuza giden çalışmalar ve bulundukları yerleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Ah Quee Sokağı’ndaki motosikletli çocuk
  • Armenian Sokağı’ndaki bisikletli çocuklar
  • Chulia Sokağı’ndaki salıncaklı çocuklar

Bölgede her sokakta karşınıza farklı bir süpriz çıkması çok olası. Zira şehirde çok sayıda tarihi yapı bulunuyor. Bunlardan ilgi çekenleri aşağıda sıraladım:

  • Fort Cornwallis : 1700’lerin sonunda Vali-General olan Charles Cornwallis’in adını alan, İngiliz kaptan Francis Light’ın 1768 yılında karaya ayak bastığı yerdeki kale Penang şehrinin ilk yapılarından biridir. 3 metre yüksekliğindeki duvarla çevrili yıldız şeklindeki kalenin içinde kilise, hapishane hücreleri, cephane deposu, gelen gemilere işaret vermek için kullanılmış bir fener, orijinal bayrak direği ve pek çok top bulunmaktadır. İçine girmediğimiz ama çevresini dolaştığımız yapı günümüzde özel işletme altında bulunuyor.

  • Kraliçe Victoria Saat Kulesi: Kraliçe Victoria’ nın tahta çıkmasının 60. yılı anısına 1897 yılında Penang’ın misyonerlerinden olan Cheah Chen Eok tarafından yapımına başlanan kule 1902 yılında tamamlanmış. Ne var ki kraliçe kulenin bitimini göremeden 1 yıl önce ölmüştür.
  • Cheaong Fatt Tze Malikanesi : 1880’lerde inşa edilmiş olan bu ünlü çivit mavisi Çin Evi bölge sakinlerinden biri olan Cheong Fatt Tze’nin konutu olarak kullanılmıştır. Çin’den özel olarak getirtilen zanaatkarların ustalığıyla yapılmış ve pek çok detay barındıran yapı 1995 yılında doğal mimari yapı ödülüne layık görülmüş, 2000 yılında ise Unesco tarafından koruma altına alınmıştır. Kapalı olduğu için gezemediğimiz yapıyı dışarıdan izlemekle yetindik.

  • Leong San Tong Khoo Kongsi Tapınağı: Penang’da bulunan pek çok tapınak içinde süslü girişi ile en fazla dikkati çeken tapınaktır. Terasındaki dragon heykelleri, duvarlarındaki fenerler, çiniler ve taş oymaları görülmeye değerdir. Giriş ücreti ise 10 ringit. Bunun dışında yine şehir merkezinde bulunan Yap Kongsi Tapınağı ile Kuan Im Teng Tapınağı ve Little India bölgesinde bulunan Sri Mahamariamman Tapınağı gezilebilecek yerler arasındadır.

Şehrin merkezinde bulunan Little India mahallesi, Hindistan’a gitmeden Hindistan deneyimi yaşanacak bir yer. Müzik dükkanlarından taşan Hint şarkıları, değişik Hint yemekleri, rengarenk giysi dükkanları ile şehre ayrı bir hava katıyor. Şehirde pek çok inanışı bir arada görmek mümkün. Hakın çoğunluğu Malay, Çinli ve Hintli’lerden oluşuyor. Camiler, kiliseler, Budist ve Hindu tapınakları çok yakın mesafede bir arada bulunuyor. Hint tapınağını gezerken hemen yakındaki camiden gelen ezan sesini duymak oldukça şaşırtıcı oldu.

Penang’daki son yarım günümüzü sahil kesiminde bulunan Chew Jetty bölgesini gezmeye ayırdık. Burası sular üzerine kurulu evler ve aralarındaki tahta iskelelerden oluşan farklı bir yaşam alanı. İnsanlar bir göz odada sefalet içinde yaşıyor olsalar da hallerinden gayet mutlu görünüyorlar. Edindiğimiz bilgiye göre yedi farklı Çin klanı buralarda yaşıyor. Önceleri işgalci konumunda olduklarından uzun süre boyunca su ve elektrik verilmemiş ancak 1957 yılındaki belediye seçiminden sonra ihtiyaçlar sağlanmış ve turizmin de etkisiyle daha modern bir görünüm kazanmaya başlamış. En ilginç bilgi ise burada yaşayan insanlar pratikte karada yaşamadıkları için vergi ödemiyorlarmış.

Sehirdeki son turlarımızı da atarak bir sonraki durağımız olan Malezya’nın tatil turizmi adası Langkawi’ye gitmek üzere hostelden bavullarımızı alarak iskeleye vardık. KOMTAR’dan kalkan ve şehir merkezini dolaşarak feribot iskelesine giden ve benzer yoldan geri dönen ücretsiz otobüsler var. Biz feribot iskelesine gitmek için bu otobüsleri kullandık. Uçakla seyehat imkanı olsa da biz değişiklik olması açısından 2,5 saat süren hızlı feribotu tercih ettik. Kişi başı 70 ringit ödeyerek aldığımız biletlerle saat 14:00’de kalan feribotla adadan değişik duygularla ayrıldık.

Langkawi Adası

Langkawi, Malezya’nın turizm cenneti olan adası. Yemyeşil doğası, harika kumsalları ile yerli yabancı pek çok turistin tercih ettiği yerlerin başında geliyor. Adını adada bulunan kızıl kartallardan alan adanın en önemli özelliği vergisiz alışverişin yapılıyor olması. Adadaki pek çok noktada tax free alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar var. Sanırım ülkenin komşusu olan ve her açıdan daha popüler olan Tayland’dan turist çekmek için yapılan bir girişim. Ne var ki bunun çok işe yaramadığını, bir hafta sonra gittiğimiz Tayland’a kıyasla çok daha sakin bir ortam olduğunu söyleyebilirim.

Langkawi’ye deniz yoluyla gelenlerin ayak bastığı nokta adanın merkezi diyebileceğimiz Kuah bölgesi. Biz ise otelimizi adanın konaklama açısından daha popüler olan sahili ile de ünlü Cenang bölgesinde ayarladık. Aradaki yaklaşık 20 km’lik yolu katetmek için tek seçenek taksi kullanmak. Zira adada toplu taşıma bulunmuyor. Ama iyi haber şu ki taksiler merkezden yönetiliyor. Gideceğiniz mesafe bölgeye göre ücret olarak önceden belirlenmiş durumda. Kuah – Cenang arasının ücreti 40 ringit. Taksiye binmeden önce limanın hemen yanında deniz kenarındaki parkta bulunan dev kartal heykelini görmek ve fotoğraf çektirmek için elimizde bavullar ile yürüdük. Kalkış pozisyonundaki adanın simgesi kızıl kartal heykelinde bir süre vakit harcadıktan sonra taksiye binerek otelimize geldik.

Her yerde olduğu gibi Langkawi için de Booking.com üzerinden bulduğumuz Shell Out Chalet isimli otele 3 gece için 243 ringit ödedik. Otel sahile birkaç km mesafede sahile inen ana yoldan biraz içeride geniş bir alana kurulmuş sıra sıra odalardan oluşuyor. Zaten Kuah merkezi dışındaki yerler bir şehir havasından ziyade köy ortamını andırıyor. Ana yollar dışında asfalt yol neredeyse yok ve tüm yapılar hep bir ya da iki katlı. Oteli genel olarak beğendik. Görevli çalışan Steve bizi çok iyi karşıladı ve verdiği bilgiler ile de oldukça yardımcı oldu. Eşyalarımızı bırakıp sahile doğru inecektik ki Steve arabasıyla bizi gideceğimiz yere bırakabileceğini söyledi. Sahil bölgesi akşamları gündüze nazaran daha hareketli oluyormuş. Kumsala taşan kafelerde insanlar müzik eşliğinde içkilerini yudumlarken çeşitli noktalarda ateş gösterisi yapan gençlere tanık olduk. Steve ile indiğimiz sahilde birkaç tur attıktan sonra artık yorulduğumuza kanaat getirince yürüyerek otelimize döndük.

Ertesi gün ilk işimiz Steve’in yönlendirmesi ile motosiklet kiralamak oldu. Adaya ayak bastığımız andan itibaren her yerde gördüğümüz motosikletler yerli halk tarafından adada en çok kullanılan ulaşım aracı. Turistler tarafından da çok tercih edildiğinden pek çok yerde kiralama ofislerini görebiliyorsunuz. Günlük 30 ringit ücret karşılığı kiraladığımız motosiklet için görevli çalışan telefonuma resmini kaydettiğim B sınıfı ehliyet bilgilerimi ve 100 ringit kapora alarak anahtarı teslim etti. Hemen belirtelim Singapur ve Tayland ile birlikte Malezya’da da trafik soldan akıyor ve trafik kuralları oldukça katı. Özellikle motosiklet kullanımında kaskın takılması önemli. Bizzat kask takmadığı için polis tarafından durdurularak ceza yazılan turist gördük.

Motosikleti aldıktan sonra ilk işimiz boş olan depoyu doldurmak oldu. Bunun için yol tarifi alarak yakınlardaki Petronas isimli benzin istasyonuna gittik. Biz Türkiye’deki yüksek benzin fiyatlarına alışkın insanlar olarak en az 4 litre benzin alan deponun sadece 5 ringit ile dolduğunu görünce oldukça şaşırdık. Benzin aldıktan sonra ilk durağımız yarım saatlik mesafe bulunan Oriental Village oldu. Oriental Village, turistik el sanatları ve hediyelik eşya mağazaları ile, Malay mutfağının seçkin lezzetlerinin tadına bakılabileceği restoranları ile içinde yapay göl de barındıran bir köy olarak tasarlanmış. İnsanların hoşça vakit geçirebildiği bu köyde bulunan 42 derece açısı ile dünyanın en dik teleferiğine yani The Cable Car Ride binerek Mount Mat Chinchang dağının zirvesine çıkmak mümkün. L şeklinde rota izleyen teleferik aktarma noktası ve bitiş noktasında dünyanın en güzel manzaralarından birini sunuyor. Bitiş noktasında dağın deniz seviyesinden 700 metre yüksekliğinde bir sırta kurulan Sky Bridge adında bir köprü yapılmış. Sadece teleferik ile ulaşılabilen bu köprü 125 metre uzunluğunda yürüme yoluna sahip. The Cable Car Ride ve Sky Bridge adada mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Motosikletimizi park edip yaklaşık 3 saatimizi harcadığımız bu yerde inanılmaz keyifli dakikalar geçirdik. Motosikletimize döndüğümüzde saat 14:00 olmuştu.

Sonraki durağımız Oriental Village yakınında bulunan Yedi Kuyu Şelalesi (Seven Wells Waterfall) oldu. Yerel adı Telaga Tujuh olan şelale adını çevresinde bulunan 7 adet göletten alıyor. Yemyeşil ağaçlar arasında inanılmaz doğası ile insana huzur veren bu şelaleye ulaşmak için yaklaşık 500 basamaklı merdivenleri tırmanmanız gerekiyor. Bu zorlu tırmanışın ardından kendinizi sulara bıraktığınızda tüm yorgunluğunuzun gittiğini hissediyorsunuz. Hemen hatırlatalım tırmanış boyunca ve şelale çevresinde maymunlarla karşılaşmanız ve tatsız anlar yaşamanız olası. Bu nedenle elinizde hayvanların dikkatini çekecek özellikle yiyecek olmamasına dikkat edin, suya girerken de eşyalarınızın açıkta olmadığından emin olun. Yaklaşık 1 saat kaldığımız şelalen ayrılırken bastıran yağmur neyse ki çok uzun sürmedi ve yolumuza devam ettik.

Bir sonraki durağımız gidip gitmemekte kararsız kaldığımız Mardi Agro Teknoloji Parkı oldu. Adanın biraz iç kesiminde kalan bu parkta çeşitli tropikal meyve bahçeleri bulunuyor. Ziyaretçilere öncelikle açık büfe birkaç çeşit meyve servisi yapıldıktan sonra yanları açık bir araç ile meyve bahçeleri gezdiriliyor. Her meyve bahçesinde yetişen meyve ile ilgili bilgilendirici panolar bulunuyor. Hepsinde olmasa da bazı meyve bahçelerinde durup meyveleri yakından inceleyerek fotoğraf çektirme imkanı bulduk. 20 ringit ödediğimiz park genel olarak bizi tatmin etmese de yanımıza kâr kalan şey başlangıçta yediğimiz bol bol meyve oldu.

Park sonrası günün yorgunluğunu atmak ve tatilin ilk deniz keyfini yaşamak üzere Tanjung Rhu Plajı’na gittik. Adanın kuzey doğusunda kalan plaj oldukça tenhaydı. Birkaç saat boyunca harika kumsal ile denizin (serin diyemeyeceğim çünkü oldukça ılıktı) tadını çıkararak güneşi batırdık. Kararmaya başlayan hava ile adanın merkezi Kuah bölgesine ilerledik. Öncesinde planımız Kuah bölgesinde de vakit geçirmekti ancak gün boyu fazla yorulduğumuz için sadece yemek yiyerek otelimize geri dönmeye karar verdik. Adaya ilk geldiğimizde taksi ile geçtiğimiz yollardan bu kez motosiklet ile geçerek otelimize ulaştık. Böylece depodaki benzini de bitirerek adanın etrafını tam bir tur dolaşmış olduk.

Bir sonraki günümüzü tamamen Cenang Plaj’ında denize ayırdık. Sabah motosikleti teslim edip sahil bölgesine indik. Sahile paralel giden cadde bölgenin en işlek yeri. Sıra sıra pek çok restoran, cafe, hediyelik eşya dükkanları ve oteller bulunuyor. Caddenin hemen güney başında Underwater World adında dünyanın en büyük akvaryumlarından biri bulunuyor. 40 ringit ücret karşılığı gezilebilecek bu akvaryum daha önce benzerlerinde deneyim yaşadığımız için bizim ilgimizi pek çekmedi. Caddenin ortalarına doğru Cenang Mall adında iki katlı vasat bir alışveriş merkezi bulunuyor. Alışveriş merkezinin tek güzel tarafı benim gibi kahve tutkunu insanlar için Starbucks ya da Malezya’nın yerel kahvecisi Old Town White Coffee mağazalarını barındırması. Bölgeye özgü white coffee ya da sütlü çay (teh tarik) denemek için işte size imkan. Plajda gün boyu güneşlenip denizin tadını çıkarttık. Gün batımında sahil birden kalabalıklaşmaya başladı. Nedeni ise biraz sonra göreceğimiz harika gün batımı manzarasıydı. Dün çok yorulduğumuz adada bugün dinlenme fırsatı bulduk.

Ertesi gün erkenden kalkıp bir sonraki durağımız olan başkent Kuala Lumpur için hazırlandık. Vapurla geldiğimiz adadan bu kez uçakla ayrılacaktık. Havaalanı Cenang bölgesinin hemen yanında bulunuyor. Bir gün önceden taksi durağına giderek sabah bizi alması için adres ve saat vermiştik. Taksici tam vaktinde gelerek 20 ringit karşılığı bizi havaalanına bıraktı. Böylece bu güzel adadaki ziyaretimizi de tamamlamış olduk.

Kuala Lumpur

Malezya’daki son ziyaretimiz başkent Kuala Lumpur’a oldu. Langkawi’den sabah 09:00’da kalkan uçağımız saat 10:00 civarı Kuala Lumpur Havaalanı (KLIA)’na iniş yaptı. Havaalanından şehir merkezine taksi dışında ulaşım için iki seçenek bulunuyor: tren ve otobüs. En hızlı ulaşım şüphesiz tren yolculuğu. Bunun için ise iki alternatifiniz var. Birincisi doğrudan şehir merkezine 28 dk sürede giden KLIA Ekpress hattı ve yine şehir merkezinde 35 dk sürede giden ama arada 3 durakta duran KLIA Transit hattı. İlk tercihimiz tren olsa da kişi 55 Ringit ücreti görünce vaktimizin de olması nedeniyle tren kullanmaktan vazgeçtik ve otobüse yöneldik. Otobüs ulaşımı için havaalanı giriş katında bir durak bulunuyor. İçeride birden fazla otobüs firmasından seçtiğimiz birinden kişi başı 10 Ringit ücret ödeyerek bilet aldık ve dışarıda bekleyen otobüste boş bulduğumuz koltuklara bindik. Bir süre sonra kalkan otobüs ile yaklaşık 1 saat sonra şehir merkezinde KL Sentral denilen tren ve otobüs hatlarının merkez noktasına geldik. Otobüs kullanmanın bize şöyle bir artısı oldu: otobüsteki görevliye gitmek istediğimiz bölgeyi söyledik ve KL Sentral’e geldikten sonra bizi minibüs tarzı bir araca yönlendirdi. Minibüs ile ücret ödemeden otelimizin bulunduğu bölgeye gelmiş olduk.

Otel olarak Booking.com üzerinden Saran Vacation Homes adında iki katlı hostel tarzında bir ev seçmiştik. Ancak eve gittiğimizde görevliyi bulamadık. Bizim gibi bekleyen bir arkadaş ile görevliyi arayıp uzun bir süre bekleyince iyice gerildik. İlk yerleşen diğer arkadaş kalacağı yer ile ilgili olumsuz görüş bildirince burada kalmaktan vazgeçtik ve daha öncesinden alternatif olarak belirlediğimiz hemen yakınlardaki Laras Suites isimle yere gittik. Laras Suites güvenlikli, havuzlu bir site içerisinde çok katlı bir binada, içinde mutfak bölümü de olan birkaç daireden oluşuyor. Görevli hemen yardımcı olarak odamızın hazırlanmasını sağladı ve biz de dairemize yerleştik. İki gece için 298 Ringit ödediğimiz daire oldukça hoşumuza gitti. İçindeki çamaşır makinesi sayesinde çamışırlarımızı da yıkama imkanı bulmuş olduk.

Kuala Lumpur’daki ilk günümüzü şehrin 15 km dışında kalan Batu Caves bölgesine ayırdık. Hindular için kutsal bir ibadet yeri olan Batu Caves, dünyanın en büyük Hindu mağara tapınağı olarak biliniyor. Batu Caves’e gitmek için otelimizin bulunduğu Hang Tuah bölgesinden yeşil renkli Monorail hattına binerek önce KL Sentral’e geldik. Buradan da KTM Komputer banliyo hattına binerek bölgeye yarım saatte ulaştık. Batu Caves bir kompleks olarak  Temple Cave, Dark Cave ve Art Gallery Cave olmak üzere 3 bölümden oluşuyor.

Temple Cave, tapınağın en çok ziyaret edilen bölümü. İçerisinde çok sayıda irili ufaklı tapınma yerleri ve Hindu efsanelerini anlatan  çok sayıda süsleme bulunuyor. Girişinde dünyanın en büyük heykeli olan 43 metre yüksekliğindeki Lord Murugan heykeli (biz gittiğimizde tadilattaydı) bulunan Temple Cave için 272 adet basamağı tırmanmak gerekiyor. Mağara çevresinde ve özellikle merdivenlerde çok sayıda maymun, ziyaretçilerden bir şeyler almaya veya yerdeki çöpleri toplamaya çalışıyor. Maymunlar evcil olmadığından yaklaşmak tehlikeli olabiliyor. Dark Cave ise merdivenlerin orta yerinde adından da anlaşılacağı üzere mağaranın derinliklerine doğru uzanan karanlık bir bölüm. İçerisinde ilginç kaya formasyonları ile dünyanın en nadir örümcek türlerinden Trapdoor Spider ve değişik yarasa türleri barındıran mağaraya önceden rezervasyon yaptırıp 35 Ringit ücret karşılığında rehber eşliğinde kask ve el feneri ile girilebiliyor. Mağara turu yaklaşık 45 dk sürüyor. Son olarak Art Gallery Cave ise zeminde, çok sayıda Hindu tanrılarına ait hekellerin olduğu küçük bir göl de barındıran bölüm. Akşam vaktine kadar ibadet için gelen Hinduların yanında çok sayıda turist arasında bölgeyi gezdik ve aynı yoldan şehir merkezine geldiğimizde saat 19:00 olmuştu. Şehir merkezinde biraz gezip günü tamamlamış olduk.

Ertesi günümüzü şehir merkezini gezmek üzere ayırdık. İlk olarak dünyaca ünlü Petronas Twin Towers görmeye gittik. İnşa edildiği 1994 yılından 2003 yılına kadar, 452 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek gökdeleni olan Petronas Twin Towers ülkenin petrol şirketi olan Petrona Holding’e ait. 88 kattan oluşan kulelerin 41. ve 42. katları arasında 58.4 m uzunluğunda iki kuleyi birbirine bağlayan Skybridge adında bir köprü bulunuyor. 80 Ringit ücret karşılığı bu köprüye çıkmak mümkün olsa da pazar günü kapalı olduğu için giremedik. Bir süre dışarıdan fotoğraf çektirip kulelerin içinde yer alan Suria KLCC işimli alışveriş merkezini gezerek kulelerin hemen yanında bulunan KLCC Park’ta biraz vakit geçirdik. KLCC Park’ı bizdeki Taksim Gezi Parkı gibi düşünebilirsiniz. Gökdelenlerin arasında adeta bir vaha gibi şehir stresinden kurtulmak isteyen insanların uğrak yeri olan parkın içinde genellikle çocukların girdiği açık bir havuz da bulunuyor.

Petronas Twin Towers sonrası durağımız şehrin bir diğer yüksek yapısı olan KL Tower oldu. 1995 yılında televizyon kulesi olarak yapılan 421 m yüksekliğindeki kule dünyanın en uzun 7. kulesi olma özelliğini taşıyor. Tepe üzerine kurulu kule girişine ulaşmak için tepenin aşağısından ücretsiz servisler kalkıyor. Asansör ile 100 Ringit ücret karşılığı çıkılan kulenin tepesinde içinde restoran da bulunan 6 kat yer alıyor.

KL Tower sonrası yürüyerek geldiğimiz şehrin merkezinde sayıca az da olsa mimari açıdan bakmaya doyamayacağınız çok güzel tarihi binalar ile karşılaştık. Bunlardan arasında Masjid Jamek (Mescid Camii), Sultan Abdulsamet Binası, Milli Tekstil Müzesi, eski tren garı ve eski postane binaları ve Kuala Lumpur City Gallery gibi yapılar yer alıyor.  Kuala Lumpur City Gallery binasında şehir tanıtımının yapıldığı görsel şovu izlemek ve ücretsiz rehber hizmetlerinden yararlanmak mümkün. Tüm bu tarihi binaların yanında Malezya dilinde “Bağımsızlık” anlamına gelen Merdeka isminde 1957 yılındaki bağımsızlık töreninin yapıldğı meydan bulunuyor. Meydanın üzeri çimle kaplı. Bu hali ile futbol sahasını andırıyor.

Meydan ve çevresinde bir süre gezdikten sonra yakınlarda bulunan Central Market’e geldik. 1888 yılında hal olarak inşa edilen bina 80’lerde yenilenerek geleneksel Malezya hediyelikleri satan bir pazara dönüştürülmüş. Pazarı gezerken hemen yanında kurulan bir sahneden Malezya yöresine ait müzik ve dans gösterilerinin yapıldığını gördük. Bir süre gösterileri izleyerek yöreye ait kıyafetlerle fotoğraf çektirme imkanından da yararlandık.

Central Market’e çok yakın mesafede Çin Mahallesi bulunuyor. Diğer tüm ülkelerdeki Çin Mahalleri gibi pazarlarıyla ünlü olan mahallede ünlü elektonikten tesktile her türlü markanın imitasyon ürünleri ve hediyelik eşyalar dahil bir çok şey bulabilirsiniz. Çin mutfağına ilginiz varsa yeme-içme üzerine de çok sayıda restoran bulmak mümkün. Çin mahallesindeki en önemli alışveriş noktası Petaling Street Market adı verilen bir sokak. Alışveriş yapmasanızda mutlaka ziyaret edilmesi tavsiye ediliyor. Çin mahallesini gezerken karşınıza çok sayıda tapınak da çıkıyor. Bunlardan biri artık her şehirde aynı isimle görmeye alıştığımız Sri Mahamariamman Hindu tapınağı oldu. 1873 yılında yapılan tapınak önceleri Pillai aile tapınağı olarak kullanılsa da sonradan halka açılmış ve 1968 yılında yenilenerek günümüzdeki halini almış. Önünden geçerken bir düğün merasiminin olduğunu gördük. Bir hint düğününe tanık olmak da oldukça ilginçti.

Şehir merkezindeki gezimizi bitirdikten sonra artık kararmaya başlayan hava ile birlikte otelimize de yakın noktada bulunan Bukit Bintang bölgesine gittik. Burası şehrin modern yerlerinin başında geliyor. Kafe, bar ve restoran açısından oldukça zengin olan bölge özellikle akşamları çok kalabalıklaşıyor. Bölgede yer alan Jalan Alor sokağı yeme-içme üzerine adeta gurme noktası. İğne atsanız yere düşmeyecek bir kalabalık var. Bölgeyi gezdikten sonra günü tamamlayıp otelimize geri döndük.

Kuala Lumpur’da son günümüzü Botanik Parkı’na (diğer adıyla Lake Gardens) ayırdık. Dün gezdiğimiz Mardeka Meydanı’na yakın bir noktada bulunan park içinde Hibiskus Bahçesi, Orkide Bahçesi, KL Kuş Parkı, Kelebek Parkı gibi sayısız atraksiyonu barındırıyor. 92 hektar ile oldukça geniş bir alan üzerine kurula parkta aynı zamanda büyük bir göl de bulunuyor. Biz kuzey tarafından girdiğimiz parkta güneye doğru ilerleyerek İslami Sanatlar Müzesi’nin bulunduğu noktadan çıktık. İslami Sanatlar Müzesi, 7000’den fazla esere ev sahipliği yaparak güneydoğu asyanın en büyük islam sanatları müzesi olma özelliğini taşıyor. Müzenin hemen karşısında oldukça büyük ve modern tarzda olan Milli Cami yer alıyor. Biz güneye doğru yolumuza devam ederek KL Sentral’e geldik.

Buradan da hemen yakınlarda bulunan Brickfields bölgesine geçtik. Brickfields , Kuala Lumpur’un “Küçük” Hindistan’ı. Önceki şehirlerde olduğu gibi renkli dükkanları, bas bas bağıran Hint şarkıcıları ve tanıdık yemek kokuları ile şehrin en renkli mahallesi diyebiliriz. Bölgeyi gezerken birden şiddetli bir yağmura yakalandık. Bu zamana kadar hep kısa süreli yağan yağmura rağmen bu kez bir türlü dinmek bilmeyen yağmurda talihsizlik ki şemsiyemiz bozuldu ve sırılsıklam oldu. Yağmurun hafiflemesini bekledik ve artık yeni bir ülkeye, Tayland’a gitmek üzere otelden ayrılmak için metro ile otelimize doğru yol aldık.

Reklamlar

One Response to Malezya

  1. Geri bildirim: Singapur – Malezya – Tayland Gezisi | Samet Bulu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: