Renklerin Bilimsel İfadesi

Işığın olduğu her yerde gördüğümüz renkler; otomotiv, tekstil gibi endüstrinin tüm alanları ile mimari, sanat, eğitim, haberleşme, yazılı ve görsel medyanın daen çok kullandığı malzemelerden biridir.

İnsan gözünün ayırt edebildiği tüm renklerin doğru olarak tanımlanması, renk ayrım ve farklılıklarının ölçülmesi için renk sistemleri, renk uzayları ve ölçüm teknolojileri geliştirilmiştir.

Renklerin yanıltma ve gizleme amaçlı kullanılmasına karşı olarak elektronik görüntüleme yöntemleri geliştirilmiş ve bu teknolojik cihazları da yanıltan görünmezlik teknolojileri ile görünmeyen gemiler, uçaklar gibi insanı şaşırtan yeni gelişme alanları ortaya çıkmıştır.

Renk Nedir?

Renk, göz ile yakalanan bir ışık etkisidir. Işığın eşya üzerine çarpıp yansımasıyla gözümüzde meydana gelen etki ve bu etki ile beynimizin oluşturduğu algıdır. Görme olayında ışınların göze gelmesi fiziksel, bu ışınlara karşılık gözde oluşan işlemler fizyolojik, cismin beyinde algılanması ise psikolojik bir olgudur.

Renklerin Tarihçesi

XV. yüzyılda başlayan ve günümüze kadar gelen süre içerisinde renk, ışığın bir özelliği ve görsel algılamanın bir parçası olarak ortaya konulmuştur.

Bilimsel olarak renklerin ilk sistamatik sınıflandırılması, İngiliz Fizikçi Isaac NEWTON tarafından 1670 yılında yapılmıştır. Güneş ışığı, elmas bir prizmadan geçirilerek yedi renke ayrılmıştır. Gözün görebildiği bu rekler kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mordur.

1731’de J.C. LE BLON, boya maddesinde (pigment) kırmızı, sarı ve mavinin temel renkler olduğunu bulmuştur. 1766’da, Morris HARRIS tüm renkleri içeren ilk dairesel şemayı Naturel System Of Colours (Renklerin Doğal Sistemi) adlı kitabında yayımlamıştır.

1810’da GOETHE bir renk dairesi ve üçgeni oluşturmuş; RUNGE ise tüm renk, ton, pastel ve gölgelerin bir arada düzenli bir biçimde yer aldığı ilk renk küresini tasarlamıştır.

Elektromanyetik Spektrum

Işığın elektromanyetik spektrumu sadece görünür ışığı değil aynı zamanda elektromanyetik enerjinin diğer formlarını içerir (X ışınları, mor ötesi ışınlar, kızıl ötesi ışınlar vb.).

İnsan gözü 380-780 nm dalga boyu aralığında algılama yapabilir ve bu bölge “görünür bölge” olarak adlandırılır. Tungsten lambanın verdiği ve güneşin yaydığı ışıkta görünür bölgeye ait tüm dalga boyları mevcuttur.

Renk bilimindeki gelişmeler algılama bakımından psikolojik ve fiziksel algılanmayı, araştırma ve inceleme bakımından colorimetry (renkmetri) bilimini ön plana çıkarmıştır.

Renkler aynı zamanda üreticiler, satıcılar, tüketiciler ve kullanıcılar tarafından kontrol edilmek istenen önemli bir kriterdir. Bu nedenle de renk ölçümünün subjektif olmaktan çıkartılıp renk ölçer cihazlar ile objektif  olarak yapılması gerekmektedir.

Renk Uzayları

Renk uzayları, renklerin tanımlanması için kullanılan üç boyutlu matematiksel modellerdir ve bütün renkleri temsil edecek şekilde oluşturulmuştur. Bunun nedeni Renkmetri biliminin temelini oluşturan GRASSMANN’ın birinci kanununa göre bir rengi belirlemek için birbirinden bağımsız üç değişkene ihtiyaç olmasıdır. Renklerin renk uzaylarındaki yerleri bu değişkenlere göre belirlenir. Her renk uzayının kendine özgü biçimde renk oluşturma için bazı standartları vardır. Renk uzayları oluşturulurken bir başka renk uzayına doğrusal yada doğrusal olmayan yöntemlerle dönüşüm yapılabilmelidir.

Renk uzayları genel olarak cihaz bağımlı ve cihaz bağımsız renk uzayları olarak iki gruba ayrılır. Cihaz bağımlı renk uzaylarında renkler cihazın özelliklerine bağlı olarak üretilir.

RGB Renk Uzayı

RGB renk uzayı, İngilizcedeki ‘Red’ ‘Green’ ‘Blue’ (yani ‘Kırmızı’ ‘Yeşil’ ‘Mavi’) kelimelerinin baş harflerinden ismini alan bir renk uzayıdır. Işığı temel alarak, doğadaki tüm renklerin kodları bu üç temel renge referansla belirtilir. Görünür tayfın büyük bir yüzdesi, kırmızı, yeşil ve mavi (RGB) ışığı çeşitli oranlarda ve yoğunluklarda karıştırarak verilebilir. Bu temel renkler, birbirleriyle örtüştükleri yerlerde siyan, macenta ve sarı rengi oluştururlar. Her renk %100 oranında karıştırıldığında beyaz renk elde edilir.

İnternet’te kullanılan renk sistemi RGB renk sistemidir. Bunun sebebi, 1953’te ilk fotoğraf makinesi Polaroid’te ve ondan sonra da televizyonlarda standart kabul edilmiş olmasıdır. Günümüzde de tüplü ekranlarda, tarayıcılarda, televizyon ve manuel fotoğraf makinelerinde standart olarak kullanılır.

CMY Renk Uzayı

CMY renk uzayı çıkarmalı renk karışım yöntemi yardımıyla birim küpte renklerin tanımlanmasıdır Cyan, magenta ve sarı CMY renk uzayının eksenleridir. Bu sistem toplamalı renk karışımı yönteminin yani RGB renk uzayının tamamlayıcısıdır. Bunun anlamı CMY renk uzayını oluşturan iki bileşenin karışımıyla RGB renk uzayını oluşturan bir bileşenin elde edilmesidir.

Bütün modern fotografik renk prosesleri ve baskı renk ayrım sistemlerinin esası bu karışım esasına dayanır. CMY renk uzayı özellikle renkli baskı ve çoğaltma alanlarında, renkli yazıcılarda ve çizicilerde kullanılır.

HSV Renk Uzayı

HSV (Hue, Saturation, Value) renk uzayı 1978 yılında Alvy Ray Smith tarafından tanımlanan renkleri sırasıyla renk özü, doygunluk ve parlaklık olarak belirten bir renk uzayıdır. Renk özü, rengin baskın dalga uzunluğunu belirleyen açısal bir değerdir ve 0° – 360° arası değer alır. (Bazı uygulamalarda ise 0-100 arası olağanlaştırılır). Doygunluk, rengin “canlılığını” belirler. Yüksek doygunluk canlı renklere neden olurken, düşük olasılık rengin gri tonlarına yaklaşmasına neden olur.  0-100 arasında değişir. Parlaklık ise rengin aydınlığını yani içindeki beyaz oranını belirler.  0-100 arasından değişir.

RAL Renk Uzayı

RAL renk uzayı, Alman Kalite Güvence ve Terim Üretme Birliği tarafından 1927 yılında geliştirilen bir sistemdir. RAL, 40 renkle başladığı yolculuğuna günümüzde 1900’ün üzerinde renge ulaşarak devam etmektedir. RAL’de renkler için herkes tarafından kolayca anlaşılabilen kod ve isimlerle ifade edilen standart bir lisan geliştirilmiştir.

CIE XYZ Renk Uzayı

X, Y ve Z değerleri üç ana rengin (kırmızı, yeşil, mavi) algılanmasını sağlayan sinirlerin beyne yolladıkları uyarıların toplamıdır. Her üç uyarımın ayrı ayrı toplam uyarı miktarına olan oranı rengi tanımlar. Beyin bu üç büyüklüğün bileşimini yaparken, oranlamalar ile de renk duyulanmasını gerçekleştirir. X, Y ve Z değerlerinin toplamı rengin görsel duyulanma toplamına eşittir. Bu toplam içinde,

kırmızının algılanma oranı,

yeşilin algılanma oranı,

mavinin algılanma oranı,

ve

x = y = z = (1/3) noktası teorik olarak beyazdır. Bu noktadan uzaklaşıldıkça renklerin doymuşluğu artar.

CIE Lab Renk Uzayı

Bir rengin uyarımı değiştiği zaman, gözlemci bir süre sonra renkte bir farklılık algılayacaktır. CIE Lab renk uzayının en belirgin özelliği renk uzayının algılama yönünden düzgün değişim göstermesidir. CIE Lab renk uzayı  1976 yılında görsel medya için tasarlanıp oluşturulmuştur. Günümüzde CIE Lab renk uzayı çeşitli alanlar için standart renk uzayı olarak seçilmiştir ve bugün pek çok uygulamada kullanılmaktadır.

CIE Lab renk uzayının bileşenleri  L  açıklık-koyuluk değerini, a kırmızı-yeşil değerini, b ise sarı-mavi değerini, c kroma (renk doygunluğu) değerini ve h renk açısını (ton açısı) göstermektedir. Bu değerler CIE XYZ renk uzayına bağımlı olarak hesaplanır. Bu hesaplama için gerekli ilişki beyazın CIE XYZ uzayındaki değerleriyle sağlanır. Dolayısıyla bu değerlerin hesaplanması için yani X, Y ve Z değerlerinden L, a ve b değerlerinin hesaplanması için standart aydınlatıcının ve standart gözlemcinin hangisi olacağına karar verilmelidir.

Reklamlar

Amerika Macerası – Los Angeles

Las Vegas’dan ayrılıp yarım saatlik bir uçuşun ardından Los Angeles’a indiğimizde bizleri kapalı bir hava karşıladı. Las Vegas’ın 45 C’yi bulan çöl sıcaklarından sonra okyanus kıyısındaki Los Angeles’ın serin havası ilaç gibi geldi diyebilirim. Otele yerleşir yerleşmez kendimi dışarı atarak Los Angeles’i keşfetmeye koyuldum.

Hollywood

Los Angeles denince akla elbette ilk olarak film sektörü ve doğal olarak da Hollywood geliyor. Hollywood bölgesi şehrin kuzeyinde kalıyor. Universal, Paramount ve Warner Bros gibi film stüdyoları ile ünlülerin oturduğu lüks evlerin bulunduğu Beverly Hills ve meşhur Hollywood ve Sunset caddeleri bu bölgede yer almakta. Hollywood Caddesi’nin en önemli özelliği kaldırım taşlarında ünlü isimlere ait yıldızların bulunması ki bu nedenle aynı zamanda “Walk of Fame” olarak da adlandırılıyor. Oldukça kalabalık olan bu caddede meşhur Gruman’s Chinese Theatre ve Kodak Theatre yanında Madame Tussauds, The Guinnes World of Records Museum, Hollywood History Museum gibi çeşitli müzeler de bulunmakta.

Gruman’s Chinese Theatre, 3 oscar ödül töreninin gerçekleştirildiği, çok sayıda filmin galasının yapıldığı, halen sinema salonu olarak hizmet veren tarihi bir mekan. Ancak asıl meşhur olmasını girişinde bulunan ünlülere ait el ve ayak izlerine borçlu. 12,5$ karşılığında bir rehber eşliğinde mekanın içini gezmek mümkün. Gruman’s Chinese Theatre yanında bulunan Kodak Theatre (ismi yakın zamanda Dolby Theatre olarak değişmiş) ise günümüzde oscar ödül törenine ev sahipliği yapan mekan. Burası da 15$ karşılığında yine rehber eşliğinde gezilebiliyor. Ödül töreninin yapıldığı büyük salon, ödül töreni öncesi ve sonrasında ünlülerin kaldığı bölümler ve tarihi pek çok obje gezi esnasında ziyaretçilere gösteriliyor.

Kodak Theatre’ın hemen yanında Hollywood & Highland Center adında bir alışveriş merkezi bulunmaktadır ki tasarımı oldukça etkileyici. Buradan Hollywood tepesini ve tepede şehre doğru bakan meşhur Hollywood yazısını görmek mümkün. Hollywood caddesine paralel konumda bulunan şehrin bir diğer meşhur caddesi Sunset Bulvarı da en az Hollywood Caddesi kadar kalabalık. Pek çok lüks mağaza ve retroranın bulunduğu bu caddede insanın ünlülerle karşılaşması an meselesidir.

The Grove & The Farmers Market

Hollywood ve Sunset caddelerinin kuzeybatısında kalan bölgede The Grove adlı alışveriş merkezi bulunmaktadır. Hollywood yıldızlarının sık sık ziyaret ettikleri çok güzel ama pahalı bir yer olan bu alışveriş merkezinin ortasında bir havuz ve havuzun çevresinde de birbirinden güzel kahve dükkanları bulunmaktadır. Ben de Hollywood gezisinden sonra burada bir yorgunluk kahvesi içip arkadaşım için alışveriş merkezinde bulunan Apple Store’dan Macbook Pro aldım. Alışveriş merkezinin hemen yanında The Farmers Market adında bir pazar bulunmaktadır ki görünüşü itibariyle bana Türkiye’yi anımsattı. Üstü açık alan bu pazarda her damak zevkine hitap eden dünyanın dört bir yanından değişik mutfaklara ait self-service lokantalar bulunuyor. (Pide ve lahmacun gibi Türk mutfağına özgü lokantalar da mevcut) Yiyecekler lezetli gözükse de fiyatlar oldukça pahalı.

Santa Monica

Şehrin batısında okyanus kıyısında kalan Santa Monica Los Angeles’ın en meşhur yerlerinden biri. Sahilden içeriye doğru 3. cadde olan Promenade, trafiğe kapalı, sağlı sollu mağazalarla ve lokantalarla kaplı olup Santa Monica’nın en canlı bölgesidir. Çok sayıda amatör gösteri ve müzik  grubunun performans sergilediği bu cadde İstanbul’daki İstiklal caddesini andırmaktadır. Santa Monica’nın sahili de oldukça etkileyici. Okyanusa doğru uzanan bir rıhtım ve rıhtım üzerinde lunapark var. Ayrıca rıhtımın sonunda meşhur “Forest Gump” filminden özenilerek açılan “Bubba Gump” lokantası bulunuyor. Burdan  güneşin  batışını izlemek ise çok keyifli.

Downtown

Devasa binalara ev sahipliği yapan Los Angeles şehir merkezinde mutlaka görülmesi gereken hatta imkan dahilinde içindeki etkinliklere katılınması gereken iki bina bulunmaktadır. Bunlardan biri meşhur mimar Frank Gehry tarafından tasarlanan Walt Disney Concert Hall binasıdır. Bu binanın dış yüzeyi paslanmaz çelikle kaplı olup güneşte ışıl  ışıl parlamakta ve insanı kendine hayran bırakmaktadır. Diğer bina ise Clippers ve Lakers basketbol takımları yanı sıra, Kings hokey takımına da ev sahipliği yapan Staples Center binasıdır. Bu kısa Amerika ziyaretimde her iki binayı görmekle yetindim, belki bir gün etkinliklerine katılma şansım da olur.

Universal Studios

Hollywood’da bulunan pek çok film stüdyosundan biri olan Universal Studios en büyük ve en popüler olanıdır. Diğer film stüdyoları haftanın belirli günleri önceden rezervasyon yaptırılarak gezilirken Universal Studios her zaman açıktır. İçinde  filmlerin çekildiği dev stüdyolar, çalışanların konakladığı evler, film ekipmanlarının saklandığı depolar, büyük  bir eğlence parkı ve ziyaretçilerin alışveriş yapıp, yemek yemesi ve eğlenmesi için tasarlanmış City Walk bölgesi vardır.

69$ (ISIC öğrenci kartı sahiplerine %10 indirim uygulanıyor) ödeyerek girdiğim Universal Studios’da ilk işim stüdyo turuna katılmak oldu. 1 saate yakın sıra bekledikten sonra pencereleri açık ve beş vagonu olan bir araba ile filmlerin çekildiği stüdyoları gezmeye başladık. Bir yandan filmlerde kullanılan sahneleri görürken bir yandan da rehberin bilgilendirmelerini dinledik. Bununla birlikte büyük San Fransisco depreminin çekildiği metro istasyonu, Jaws’in çekildiği okyanus kasabası, The Mummy filminin çekildiği tünel, The War of  the Worlds filminde büyük bir Boing uçağının üzerine düştüğü parçalanmış evler gibi pek çok noktada gösterilen animasyonlar oldukça etkileyiciydi. Turun en etkileyici bölümü ise 360 derece 3D King Kong gösterimiydi ki izlemekle kalmadık adeta sahneyi yaşadık.

Stüdyo turu sonrası sıra eğlence parkına geldi. Parkta film temalı pek çok eğlence aracı bulunuyor. Benim en çok hoşuma gidenleri aşağıda sıraladım:

  • Jurassic Park temalı tekne turu ile aniden dinazorların çıktığı ormanlık bir alanda gezinti ve sonunda yüksek bir noktadan oldukça dik bir şekilde aşağıda düşme anı (turun sonunda sırılsıklam oluyorsunuz)
  • The Mummy temalı roller coaster ile karanlık bir mağarada önce ileri doğru sonrasında geri doğru hızlı yolculuk, ve aniden karşınıza çıkan mumyalardan yüreğinizin ağzınıza gelmesi
  • WaterWorld temalı bir havuzda aksiyon dolu canlı gösteri
  • Terminatör temalı robotların arasında 3 boyutlu gösteri

Bir tam günümü harcadığım Universal Studios, benim için hiç bitmesini istemediğim bir macera oldu. Öyleki akşam otele dönüş yolunda gün boyu eğlenceden eğlenceye gezinirken hiç birşey yemediğimi farkettim.

Disneyland

Los Angeles’daki son eğlence durağımın adı Disneyland. 1955 yılında açılmış olan Disneyland oldukça büyük bir alan (Manhattan  adasının  iki  misli büyüklükte olduğu söyleniyor) üzerine kurulu ve içinde çeşitli temalarda olan Frontierland, Adventureland, Fantasyland, Tomorrowland gibi eğlence bölgelerine sahip. Bu büyük parkın yanında ayrı bir ücret ödenerek girilen Kaliforniya Macera Parkı bulunuyor.

80$ ücretle girdiğim Disneyland, tıpkı Universal Studios gibi oldukça kalabalıktı. Girişte Walt Disney’in doğup büyüdüğü Missouri eyaletinin Marceline kasabasından esinlenerek tasarladığı Main Caddesi, bu caddenin sonunda yer alan meydanda meşhur Walt Disney ve Mickey Fare heykelleri ve arkada uyuyan güzel sarayı bulunuyor. Hemen hemen tüm eğlence araçlarının önünde uzun kuyruklar var. Bu uzun kuyruklarda vakit kaybetmeyi önlemek adına Fastpass adında bir uygulama geliştirmişler. Buna göre ilgili eğlence aracı için ileri bir saatte (yoğunluğa göre bu saat değişiyor) rezervasyon yapıyorsunuz ve size verilen Fastpass kartı ile saatiniz geldiğinde sıra beklemeden giriş yapıyorsunuz. Ancak bu uygulamayı belirli eğlence araçlarında sınırlı sayıda kullanabildiğiniz için kuyrukta beklemek yine de kaçınılmaz. Parkın içinde eğlence araçlarının yanında çok sayıda alışveriş mağazası ve restoranlar ile parkın çevresini dolaşan bir tren hattı bulunuyor.

Parktaki pek çok eğlence aracını kullanmakla birlikte en çok hoşuma gidenleri aşağıda listeledim.

  • Frontierland içinde yer alan Big Thunder Mountain Railroad adındaki roller coaster
  • Critter Country içinde yer alan Splash Mountain adındaki su kayağı
  • Adventureland içinde yer alan Indiana Jones Adventure adındaki araba ile tapınak turu
  • New Orleans Square içinde yer alan Pirates of the Caribbean adındaki mağara turu
  • Tomorrowland içinde yer alan Star Tours adındaki uzay gezintisi

Ayrılık

Las Vegas’da olduğu gibi Los Angeles’deki 5 günlük süre çok çabuk geçti ve benim için Türkiye’ye dönme vakti geldi. Dönüş yolculuğu geliş yolculuğunun aksine daha kolay gerçekleşti. 26 Temmuz akşamı yerel saatle 20:00’de bindiğim uçak 10,5 saatlik bir uçuşun ardından 27 Temmuz’da Londra’ya vardı. 2 saatlik bir bekleyişin ardından yerel saatle 16:30’da kalkan uçak ile de 4 saatlik bir yolculuğun ardından İstanbul’a dönmüş oldum.

Toplamda 10 gün süren bu Amerika macerası benim için inanılmaz bir deneyim oldu. Amerika’da karşılaştığım ve dikkatimi çeken bazı durumları ise aşağıda listeledim.

  • Alışveriş esnasında etiket fiyatlarına vergi dahil değil. Ödeme esnasında vergi ekleniyor. Türkiye’de bu duruma alışık olmadığımız için kasada pek çok kez şaşırmışlığım oldu.
  • Şehir planlamaları oldukça düzgün. Caddeler ve sokaklar birbirini dik kesiyor. Bu da adres bulmayı oldukça kolaylaştırıyor.
  • Taksi ücretleri bagajınız olup olmamasına göre değişiyor. (bagaj demek daha fazla ücret demek) Ayrıca taksiciler sizden bahşiş de bekliyor.
  • Türkiye’de alıştığımız buzlu çay (Ice Tea) olayı Amerika’da tamamen başka. Buzlu çay olarak bizim sıcak içtiğimiz çayın soğuk halini içine buz atarak servis ediyorlar ki tadı iğrenç.
  • Burger King ve McDonalds restronları hem konsept olarak hem de ürün olarak Türkiye’dekilerden tamamen farklı. İçecek için size boş bardak veriyorlar ve siz içecek bölümünden içeceğinizi kendiniz alıyorsunuz. Bunun yanında Starbucks ise herşeyiyle Türkiye’dekilerin aynısı.

Amerika Macerası – Las Vegas

Yıl 2011, aylardan Nisan… Yüksek lisans tezimde son aşamalara gelmiş, mezun olabilmek için istenen koşullardan biri olan hazırladığımız “Effecient Aspect Assignment in Heterogenuous Distributed Systems” adlı bildiriyi yayınlayıp  sunabilecek uluslararası bir konferans arayışı içindeyiz. Derken beklediğimiz cevap Amerika’dan, Las Vegas’da 18-21 Temmuz 2011 tarihleri arasında yapılacak olan “The International Conference on Software Engineering Research and Practice” adlı konferanstan geldi. Böylece benim için de Amerika macerası başlamış oldu.

İlk işimiz konferansa kayıt ile ilgili gerekli işlemleri tamamlayıp, bildirimize son şeklini vererek 465$ tutarındaki kayıt ücretini ilgili hesaba yatırmak oldu. Bu aşamadan sonra ulaşım ve konaklama problemlerini gidermek için araştırmalara koyuldum. Asıl amacım konferansa katılmak da olsa Amerika’ya gitmişken gezmeden dönmek olmazdı. Ben de planımı buna göre yaparak konferans süresi boyunca 5 gün Las Vegas’da kalıp ardından Los Angeles’e geçip 5 günümü de burada geçirmeyi kararlaştırdım. Toplamda 10 gün sürecek bu Amerika macerasının en güzel tarafı da ulaşım ve konaklama masraflarının büyük bir bölümünü o zamanlar memur olarak çalıştığım İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından karşılanıyor olmasıydı.

Ulaşım

İstanbul’dan Las Vegas’a doğrudan uçuşlar olsa da (doğrudan uçuşlar gidiş-dönüş 4000-5000 TL civarındaydı) daha ekonomik olan aktarmalı uçuşları araştardım ve en uygun fiyatların American Airlines’da olduğunu gördüm. American Airlines’ın Türkiye’deki acentalığını Kabataş’da bulunan TAL Aviation Turizm ismimli bir şirket yürütmekteymiş. Bizzat bu şirkete giderek seçenekler üzerinden görüştük ve gidiş için Las Vegas’a Londra ve Chicago üzerinden iki aktarmalı, dönüş için ise Los Angeles’den yine Londra üzerinden tek aktarmalı uçuşları seçtik. Ayrıca Las Vegas’dan Los Angeles’e geçiş için de bir uçuşa kayıt yaptırdık. Tüm bu uçuşlar bana herşey dahil (uçuş+vergi+acenta) 2238 TL’ye maloldu. American Airlines’ın Türkiye’ye uçuşları bulunmuyor. Bu sebeple hem gidişte hem de dönüşte İstanbul-Londra arasında American Airlines’ın anlaşmalı olduğu THY kullandık.

Konaklama

Konaklama için bir arkadaşımın tavsiyesi ile hotwire.com adlı bir web sitesini kullandım. Konaklamak istediğiniz şehri seçiyorsunuz ve site size o şehirdeki bölgeleri harita üzerinde gösteriyor. İstediğiniz bir bölgeyi seçtiğinizde ise site size o bölgede yer alan otelleri tüm özellikleri (sunulan hizmetler, otobüs ve metro duraklarına yakınlık vb.) ile ancak isim ve tam bir adres vermeden listeliyor. Listede her bir otel için müşteri memnuniyetine göre kaç yıldız aldığını ve elbette gecelik fiyatını da görebiliyorsunuz. Ne zaman ki seçtiğiniz otel için kredi kartı ile ödeme yapıyorsunuz site o zaman size otelin adını ve tam adresini gösteriyor. Sonrasında tek yapmanız gereken sitesinin size verdiği referans numarası ile otele giriş yapmak. Bu şekilde site üzerinde yapmış olduğum kayıtlar sonucu Las Vegas’ta Polo Towers Suites adlı otel için geceliğine 55$, Los Angeles’da Holiday Inn adlı otel için ise geceliğine 74$ ve böylece toplamda konaklama için 645$ harcamış oldum.

Vize

Konaklama ve ulaşım problemlerini çözdükten sonra sıra vize işlemlerine geldi. Vize için ilk olarak Amerika Konsolosluğu web sitesinde yer alan ilgili başvuru formunu doldurup görüşme için gerekli randevuyu aldım. Görüşme ile ilgili olarak internette araştırma yaptığınızda ortaya çıkan ortak sonuç, vize alabilmek için konsolosluktaki görevliyi Amerika’ya mantıklı bir sebeple gidiyor olduğunuza ve sonrasında döneceğinize inandırmak, Amerika’da geçireceğiniz süre boyunca maddi sıkıntı çekmeyeceğinizi ispatlamaktır. Bu sebeple, görüşme gününe kadar vize almayı kolaylaştıracak tüm belgeleri (konferans kabul belgesi, bildiri, lisans diploması, öğrenci belgesi, transcript, tapu, maaş bordrosu, banka hesap cüzdanları, uçak bileti, otel rezarvasyonları vb) topladım. Ne var ki görüşme esnasında görevli sadece uçak biletini alıp almadığımı ve Amerika’da nerelerde konaklayacağımı sordu ve topladığım  belgelere bakma gereği duymadan vize işlemlerimi onayladı. Böylece 2021 yılına kadar geçerli olan 10 yıllık Amerika vizesine sahip olmuş oldum.

Yolculuk

16 Temmuz’da Türkiye saati ile 13:00’de İstanbul Atatürk Havaalanı’ndan kalkan THY uçağı ile 4 saatlik bir uçuşun ardından Londra’ya vardık. Burada 2 saatlik bir bekleyiş sonrası İngiltere saati ile 17:00’de Amerikan Havayolları’na ait bir uçakla Chicago’ya doğru olan 8 saatlik uzun yolculuğumuza başladık.

Yolda tüm yolculara dağıtılan mavi formu doldurduk. Bu formda yanınızda (bagajınızda) bulunan nakit para ile birlikte tüm değerli eşyaları (cep telefonu, fotoğraf makinesi, …) ve ayrıca gıda, ilaç gibi tüketim ürünlerini yazmanız isteniyor. Chicago Ohare Havaalanı’na indiğimizde yerel saatler 20:00’yi gösteriyordu ve ilk iş olarak Amerikan vatandaşı olmayanlar için zorunlu olan beyaz formu doldurduk. Bu formda da Amerika’da konaklayacağınız adresleri ve varsa tanıdığınız kişileri yazmanız isteniyor. Formları gişede bulunan güvenlik görevlisine teslim ettik. Pasaport kontrolü ile birlikte, parmak izlerimiz alındı ve seyatimiz ile ilgili genel sorular soruldu. Onay işleminin ardından bagaj bölümüne geçtik ve burada bagaj kontrolü yapıldı. (bagajlar tek tek açılarak arama yapıldı) Tüm bu prosedürlerin ardından nihayet sorunsuz bir şekilde Amerika’ya giriş yapmış oldum. Saat 22:00’de kalkacak olan Las Vegas uçağı için dış hatlar terminalinden iç hatlar terminaline geçiş yaptım ve güvenlik kontrollerinin ardından ucu ucuna uçağa yetiştim. (2 saatlik aktarma süresi neredeyse yetmiyordu) Las Vegas’a geldiğimizde yerel saatler 24:00’ü gösteriyordu ve böylece aktarmalar esnasındaki süreler ile birlikte yaklaşık  20 saatlik bir yolculuğu tamamlamış oldum.

Las Vegas Strip

Las Vegas’ın günah şehri olarak anılmasına neden olan kumarhaneleri ve lüks otelleri şehrin ortasından geçen Las Vegas Strip olarak adlandırılan yaklaşık 6,5 km’lik cadde üzerine sıralamıştır. Işıklandırmalar ve çeşitli görsel şovlarla süslenen bu cadde günün 24 saati insanlarla dolup taşmaktadır.

Cadde üzerindeki her bir otel belirli bir konsepte göre tasarlanmış olup oldukça büyüktür. Öğrendiğim bilgiye göre birbirine benzeyen iki bloktan oluşan 2005 yapımı yaklaşık 5 bin yatak kapasiteli Encore-Wynn otelinin maliyeti 5 milyar dolarmış. Otellerde uzun süre dışarı çıkma gereksinimi duymadan tüm ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz en ufak ayrıntılar (alışveriş merkezleri, restoranlar, sinema ve eğlence salonları, yüzme havuzları, müzeler, …) dahi bulunmaktadır.

Yaz aylarında hava sıcaklığı 45 derecenin üzerine çıktığı söyleniyor. (Nitekim ben açık havada yer alan tabelasında 109 F yani yaklaşık 43 C gördüm). Bu nedenle insanlar çoğu vakitlerini otellerin içinde geçiriyor. Hemen hemen her otelde ücretli ve ücretsiz olarak çeşitli gösteriler sergileniyor ki bu gösterilerin çoğu dünyaca ünlü. Tüm otellerde giriş katının ön bölümü kumarhane, arka bölümü ise alışveriş merkezi olarak tasarlanmış.

Kumarhane bölümünde insanların zamanın nasıl geçtiğini farketmemesi için herhangi bir pencere ya da saat yok. Bununla birlikte çok sayıda güvenlik kamerası dikkati çekiyor. Bu bölümler tüm insanlara açık olup ziyaret için otelde konaklama zorunluluğu bulunmamaktadır. İşin ilginç yanı girişte herhangi bir güvenlik işleminin uygulanmaması ve insanların ellerini kollarını sallayarak içeri girebilmesidir. Bir diğer ilginç durum ise otellerin giriş katı seviyesinde birbirleri ile bağlantılı olması ve dışarı çıkmadan bir otelden diğerine geçiş yapılabilmesidir. Hatta otellerde diğer otellere geçiş için yön tarifi yapan tabelalar bile bulunmaktadır. Pek çok otelde belirli bir tutarın üzerinde kumarhanede harcama yaptığınızda otelde konaklama ücresiz olarak sunuluyor. Las Vesas Strip’de otellerin yanında bir de “Fashion Show Mall” adlı bir alışveriş merkezi bulunmakta. Pek çok ünlü markaya ait mağazayı bulabileceğiniz bu alışveriş merkezinden ben de arkadaşım için Apple Store’dan iPhone 4 satın aldım.

Tüm bu oteller içinde benim en çok ilgimi çekenleri aşağıda sıraladım.

1- Bellagio

İtalyan tarzı ile dekore edilmiş Bellagio, Las Vegas’ın en ünlü otellerinden biridir. Ocean’s Eleven ve Ocean’s Twelve adlı macera filmlerine de mekan (Danny Ocean ve ekibinin muhteşem bir planla soyduğu lüks kumarhane) olan bu otelin beni en çok etkileyen tarafı hemen önünde yer alan büyük havuzu ve akşam saatlerinden itibaren belirli aralıklarla sergilenen “Fountains of Bellagio” adlı müzikli su gösterileridir. Otelin bir diğer etkileyici tarafı içinde bulunan görkemli çiçek bahçesidir.

2- The Venetian

Yine İtalyan tarzı ile dekore edilmiş The Venetian otelinin en etkileyici tarafı içinde bulunan oldukça büyük “The Grand Canal Shoppes” adlı alışveriş merkezidir. Bu alışveriş merkezinin en önemli özelliği de içinde Venedik tarzı kanalların bulunması ve insanların gondollarla bu kanallarda gezinebilmesidir. Alışveriş merkezi otel içinde olmasına rağmen tavanlar gökyüzü resimleri ile özel olarak kaplanmış durumda bu da size sanki açık havadaymışsınız izlenimi veriyor. Alışveriş merkezinde ayrıca San Marco Meydanı bulunmakta ki burada çeşitli gösterileri izlemek mümkündür.

3- The Caesars Palace

İtalyan tarzı ile dekore edilmiş bir diğer otel olan The Caesars Palace diğer otellere göre çok daha büyük bir alan üzerine kurulmuş. Adeta Roma’nın küçük bir kopyası olan otelde Collesium, Aşk Çeşmesi gibi pek çok ayrıntı da düşünülmüş. Bu otelde de oldukça büyük “Forum Shoppes” adında bir alışveriş merkezi bulunmaktadır. Bu alışveriş merkezinde her akşam saat başı ücretsiz olarak “The Fall of Atlantis” adlı kardeş kavgası yüzünden batan Atlantis’in hikâyesi gösterilmektedir ki insanlar tarafından büyük ilgi görmektedir.

4- Paris

Adından da anlaşılacağı üzere Paris baz alınarak inşa edilmiş bu otele tamamen Fransız tarzı hakim. Otelin en etkileyici tarafı ise hemen önünde yer alan 150 m yüksekliği ile Eyfel Kulesi’nin bir kopyasının yer alması. Özellikle akşamları ışıklandırması ile şehre ayrı bir hava katan kulenin tepesine çıkıp manzarayı seyretmek mümkün.  Burada ayrıca restoran da bulunmakta. Otelin yanında Şanzelize caddesi ve ünlü Zafer Kapısı da yer almakta.

5- New York New York

Adeta New York’ın bir kopyası olan New York New York otelde şehrin en görkemli yapıları olan Özgürlük Anıtı, Chrysler Binası, Brooklyn Köprüsü gibi pek çok ayrıntı bulunmakta. Bu hali ile de dışarıdan en fazla dikkat çeken otellerin başında geliyor. Otelin en önemli özelliği de tüm bu yapıların etrafını dolaşan büyük bir roller coasterın bulunmasıdır. Benim oldukça zevk aldığım bu roller coasterın yanında başka eğlence araçları da otelde mevcut.

6- Stratosphere

Las Vegas Strip’in kuzeyinde diğer büyük otellerin biraz uzağında kalan bu Stratosphere yapı olarak Ankara’da yer alan Ata Kule’nin bir benzeri ama büyüklük olarak 350 m ile yaklaşık iki katı büyüklükte. Kulenin tepesine 12$’lık bir ücret karşılığı çıkıp şehrin enfes manzarasını isleyebilirsiniz. Asıl olay kulenin tepesinde yer lan lunaparkta. Serbest düşüş, salıncak ve ufak bir trenden oluşan 3 farklı eğlence aracı 350m yükseklikte heyecan severlere sunulmuş durumda. Hepsini denemekle birlikte benim en çok beğendiğim salıncak oldu. Salıncak sizi kuleden alarak boşluğa taşıyor ve burada sallandırıyor.

Konferans

Konferansımız Las Vegas Strip üzerindeki büyük otellerden biri olan Monte Carlo‘da gerçekleşti. 18 Temmuz sabahı konferansa kayıt işlemlerinin ardından büyük bir salonda açılış konuşmaları yapıldı. Öğleden sonra ve sonraki günlerde katılımcıların sunumları paralel oturumlar şekilinde otelin farklı bölümlerinde gerçekleştirildi. İlk günkü açılış konuşmalarına olan katılım oldukça fazlaydı; ancak sunumlara katılım dışarıdaki cazip ortam nedeniyle olsa gerek çok düşüktü. Nitekim konferansın son günü yani 21 Temmuz’da benim yapmış olduğum sunumu da toplam 4 kişi izledi. Ben de çoğunluğa uyup konferansın ilk günü ve sunum yaptığım son gün dışında konferansa uğramadım diyebilirim. Konferans yemeği de ilk günün akşamı yine otelde gerçekleştirildi.

Fremont Street Experience

Şehrin ilk otelleri Las Vegas Strip’in kuzeyinde kalan şehir merkezinde yer almaktadır. Las Vegas Strip ile birlikte bu bölgeye olan ilgiyi tekrar arttırmak için Fremont Street adındaki sokak üstü binlerce ampul kullanılarak oluşturulan bir ekranla kaplanarak akşamları müzikli ışık gösterileri ile süslenmiş. Bu sokakta her köşe başında küçük amatör grupların birbirinden eğlenceli çeşitli gösterileri yer alıyor. Las Vegas’a gelenlerin en az bir akşamını kesinlikle burada geçirmesi öneriliyor.

Grand Canyon

Las Vegas’a kadar gelmişken yakın mesafedeki Grand Canyon’a gitmemek olmaz. Arizona Eyaleti sınırları içinde bulunan Grand Canyon, Amerika’nın en eski ulusal parkı. Grand Canyon, Colorado Nehri’nin toprağı milyonlarca yılda yarmasıyla oluşmuş olup 466 kilometre uzunluğunda, 400 metre ile 2.4 kilometre arasında değişen genişliğe sahip.

Las Vegas’dan pek çok tur şirketi otobüs ya da helikopter seçenekleri ile Grand Canyon’a günlük çeşitli seferler düzenliyor. Ben de Las Vegas’daki 3. günümde Grand Canyon Tour Company adlı şirketin 86$’lık “South Rim Bus Tour” adlı turuna katıldım. Sabah 6:30’da kaldığım otelden alındıktan sonra önce toplama merkezine geldik. Burada kahvaltı için herkese birer sandaviç ve meyve suyu dağıtıldı. Ardından saat 7:30’da 4 saatlik otobüs yolculuğuna başladık. Yol boyunca en ilgi çeken kısım yakın bir geçmişte açılan Colorada Nehri üzerine kurulan Hoover Dam Baraj ve Köprüsü’nü ziyaretimiz oldu. Yolda Las Vegas ve Grand Canyon ile ilgili belgesel görüntülerini izleme fırsatı bulduk. Grand Canyon’a yakın bir noktada Grand Canyon Railway adlı bölgede öğle yemeği için mola verdik (açık büfe öğle yemeği de fiyata dahil). Ardından Grand Canyon Ulusal Parkı’na giriş yaparak çeşitli noktaları (Mother Point, Grand Canyon Visitor’s Center, Yavapai Point,Bright Angel Lodge, Grand Canyon Village) ziyaret ettik. Dönüş yolunda otobüste Ocean’s Eleven filmi gösterilse de pek çok insan yorgunluktan uyukaldı. Las Vegas’a geldiğimizde saatler 21:00 gösteriyordu.

Ayrılık

5 günlük Las Vegas macerası göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Çok değişik anı ve deneyimlerle noktaladığım Las Vegas seyehatinden sonra sıra melekler şehri Los Angeles’a geldi. Amerika’nın eğlence ve oyun parkı Las Vegas’ı vakti ve parası olan herkesin görmesini şiddetle tavsiye ediyorum.